15 Mart 2019 Cuma

BU, NASIL SEÇİM?


ADAY KİM?  


Çocukluk ve gençlik yıllarımdan bu güne kadar geçirdiğim seçim ortamlarını düşünüyorum da bu kadar bayağı, iğrenç, ahlaksız, orantısız, hukuk ve demokrasiden uzak bir seçim görmedim. Siyasetin ve konuşma dilinin en kirli dönemini yaşıyoruz. 

Ülkemin yönetiminde bilgili, görgülü, terbiyeli, ahlaklı, yalanı dolanı olmayan, devletin malını hırsızlardan koruyacak, hukukun üstünlüğüne önem veren, demokrasi direğini tüm benliğiyle kavramış, ülkesini ileri noktalara taşıyacak insanlar gereklidir. 

Yerel seçimi genel seçim haline dönüştürdüler. Devleti yönetenler belediye başkan adayıymışçasına her yerdeler. Proje açıklama yerine karalama var. Proje açıklanacaksa da belediye başkan adayı değil de devleti yönetenler açıklıyor. Her seçimde kullanılan dil gittikçe kötüleşiyor. Bayram havasında olması gereken seçimler ayrıştırma, ötekileştirme, kutuplaştırma ve nerdeyse insanları birbirine düşürme durumunda. 

Demokratik seçim, başta hukuk olmak üzere tüm kurumların bağımsız olmasıyla mümkündür. 
Bu konuda söyleyecek çok şey var ama o derece açık söyleyecek kadar özgür değiliz. Seçimin sonucunun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. 


NOT1 : 
Fotoğraf bana aittir. 

NOT2 : 
Konu içinizi karartsada fotoğrafa bakarsanız içiniz aydınlanacaktır. 

24 Şubat 2019 Pazar

IŞIL IŞIL



GEÇEN SENE BU ZAMANLAR 


Geçen sene bu zamanlar güneşten alacağım D vitaminini ilaç olarak alıyordum. Şu an yaz olmadan derimin rengi değişime uğramaya başladı. Bu yaz simsiyah olacağım. Geçen sene eylül ayı içerisinde sahilde bir kaç saatliğine bir kereye mahsus vücudumu güneşe teslim etmiştim. Nasıl bir seneydi Allahım. İsteklerime hem kavuştum hem kavuşamadım. Her zaman diyorum siz istediğiniz kadar istediğim gibi yaşıyorum deyin, hayat sizi kendi bildiği gibi yaşatıyor. 




Işıl ışıl güneş ışınlarının yansıdığı denizin üzerinde bir tekne salınıyor. Işığın su ile oynaşmalarının sonucu sürekli görünür değil. Ama orada bir tekne var; sağlam mı, kırık dökük mü belli değil. 
Bir var bir yok.
Sanki ben. 
Hem var hem yok. 


NOT : 
Fotoğraflar bana aittir.

20 Ocak 2019 Pazar

SOKAK HAYVANLARI


HEPSİNİN AYRI BİR HİKAYESİ VAR 

 Bu benim Beyazım, bidenem.

Bodrum, her sahil kasabasında olduğu gibi 
kedi-köpek cenneti. Tabii bu, onlar açısından cennet mi sorgulanır. Yavruyken insanların hoşuna gidiyorlar, erişkin hale geldiğinde ise türlü türlü bahanelerle kolayca sokağa atılıyorlar. O ana kadar sokak yüzü görmeyen canlının birdenbire yabancı ortamda kendini bulması aynı durumda bir insanın yaşayacağı duyguların benzerini yaşamasına neden oluyor. 
İnsan, yavrusunu sokağa atar mı? 
Evinde beslediği hayvanı sokağa atan gün gelir onu da yapar. Böyle insanlara canlı hiç bir şey emanet etmeyin, kendinizi bile.

                       Bunlar bahçe(?) de baktığım yavru kediler.

                      Anne ve yavruları

Sokak hayvanlarıyla haşır neşir olmaya başladıktan sonra onlardan bir daha vazgeçmek mümkün değil. Bu farklı bir duygu. Yürürken, otururken, bir şeyler yaparken belki kimsenin görmediği etrafınızdaki bu canlılara farklı gözlerle bakıyorsunuz. Gözünde problem varsa cebinizde ya da çantanızda bulunan göz damlası veya merhemi sürmek istersiniz. Eğer işlemi yapmışsanız evinize içiniz rahat gidersiniz. Ertesi gün hem kontrol için hem de işlemi bir kere daha yapmak üzere yine aynı yerde kendinizi bulursunuz.


Çok tatlı, oyuncu bir köpek. Sahiplenilmeyi hak ediyor..

Her gün mama dağıtımı yapıyorsanız, çizdiğiniz güzergahta sizi bekleyen canları sağsalim görünce mutlu olursunuz. Birini görmediğinizde kafanızda türlü türlü soru işaretleri oluşur. Ertesi gün gördüğünüzde istem dışı derin bir “ohh” içinizden dışınıza doğru akmıştır.
Böyle olmak hoş mu? 
Tabii ki değil. 
Ne siz böyle olun ne de sokak hayvanları bu durumda olsun. Ama burası Türkiye. Yaşanacak her şey her canlı için geçerli. İster insan olsun ister hayvan.

    İki tatlı kısır kedi. Mamadan önce sevgi onlar için her şey.

Her hayvan sahibini ya da  besleyeni hayvansever diye düşünmeyin. Sosyal medyada hayvanların iyiliğine açılmış gruplara girip verilen ilanlara ve yorumlara bakın. Kimi ilanlar ve kimi yorumlar sizi sinirden çatlatabilir. Ben bir kaç ilan verdim ve ilan vermemenin daha iyi olacağını anladım. Bir yuva aradığınız canlı için ilk gelen mesajlar “sizin şansınız” , “evimde 5 (10), bahçemde 80 (100) kedi-köpeğe bakıyorum, birbirlerine alışırlar”. Bu insanlar için sizin şartlarınızın uygun olup olmaması önemli değil. Onlar çok çok kedi-köpeğe bakıyorlar, öyleyse siz de bakabilirsiniz. Zaten sizin de baktığınızı bilseler böyle mesaj yazmazlar. O ne öyle 80-100 sokak hayvanına bakmak o kadar kolay mı? Hıı ayda bir kaç kez çıkıp mama veriyorsan bu sayıda sokak hayvanına baktığını söylersin (kürinden). Ama adam akıllı her gün mama veriyorsan bu iş az parayla olmaz. Güzergahımda her gün mama veren insan olarak söylüyorum bunu. 

    Arka ayağının biri aksayan çok tatlı bir köpek

Hangi bölgede, hangi şehirde ilan veriliyorsa oradaki insanlar yanıt vermeli diye düşünüyorum. İlanı veren kişi ile aynı şehirde yaşanıyorsa “sizin şansınız” denileceği yerde arabaya atlayıp o şansı kendisine tanımalı kişi. Klavye vasıtasıyla hayvan severlik olmuyor. Söylemlerle uygulama birbiriyle tutarlı olmalı. Ağzı başka şey vücudu başka şey söylememeli.  


     OASİS’ in önüne bu köpek için gidiyorum. Çok nazlı, şeker gibi kendine münhasıran bir köpek.

                               Canım benim

Peki kendi sorumluluğunu üstlenemeyecek çocuklara ailelerin hediye olarak hayvan almalarına ne dersiniz? Çocuğun yemeğini önüne koy, üstünü başını yıka, her şeyini aile olarak kendin yap ama gidip ona bir canlıyı emanet et. Sıkılınca da bir oyuncak gibi sokağa at. Ya da bin bir türlü bahaneler üreterek terket. Maalesef sokağa bırakılan bu hayvanlar, sokak yaşamını bilmedikleri için bir süre sonra ölüyorlar.  
         
Sokağın başında beni gördüklerinde bir bir ortaya çıkıyorlar 

Kimisi arabanın altından kimisi bahçeden 

Afiyet olsun


Sokak hayvanları her türlü işkenceye uğrayarak öldürülüyor, tecavüze uğruyor ama bunu yapanlar (eğer) şikayet varsa küçük bir para cezası alıp kurtuluyor. Oysa uzmanlar bas bas bağırıyor “hayvana bunu yapan insana da yapar” diye. Aldıran yok. Hala söz verdikleri yasa çıkacak. Türkiye’ de hiç bir canlının kıymeti yok. 

Her canlının yaşamaya hakkı vardır. Lütfen saygı duyalım.


NOT1 :
Kesi-köpek sayısı her gün aynı sayıda olmuyor. Fotoğraftakiler sabit olanlar. Sayı artış göstermekte. Üzülmemek elde değil. İnsan istiyor ki hepsinin bir evi olsun. Aksine sokağa atılan kedi-köpek sayısı her geçen gün artıyor.

NOT2 :
Fotoğraflar bana aittir. 

24 Kasım 2018 Cumartesi

24 KASIM


ÖĞRETMENLER GÜNÜ


Öğretmenlerimizin 24 kasım öğretmenler gününü kutluyorum. 

Şu aralar okuduğum Jack London’ un yarı otobiyografik romanı “Martin Eden” den hoşuma giden aşağıdaki sözleri bu güne uygun olması nedeniyle sizlerle paylaşmak istedim;

“Bilgi, bana bir harita odası gibi geliyor. Kütüphaneye her gidişimde bunu düşünür, etkilenirim. Öğretmenlerin rolü, çoçuklara harita odasının içinde ne olduğunu sistemli biçimde öğretmektir. Öğretmen, harita odasındaki rehberdir, hepsi o. O bilgiler onların kafalarının içinde değil. İcat eden, yaratan onlar değil. Her şey o harita odasında. Öğretmenler harita odasından nasıl yararlanacaklarını bilir. Onların işi, normalde orada kaybolacak kişilere yol göstermektir.” 


Değişim (bilgi, birikim, yaşam, bakış açısı...)  yaşanırken hissedilen duyguların aktarımı sizi kendinizden geçiriyor. İçinizde oluşturduğu coşkuyla birlikte kol kola sürükleniyorsunuz. Severek, bir solukta okunan bir kitap. 

NOT:
Jack London yarı otobiyografik romanı “Martin Eden” Türkiye İş BANKASI Kültür Yayınları. 

20 Eylül 2018 Perşembe

NASILSIN BU SABAH

NASILSIN BU SABAH


Nasılsın bu sabah
Çiçekler açtı mı yüreğin
Sızlayan yerlerine güneşi sürdün mü
Açtın mı radyoyu
Çay kaşığının sesine
Eşlik ediyor mu eskilerden bir şarkı

Nasılsın bu sabah
Öptü mü serçeler yanaklarını
Çayır çimen yayıldı mı ruhun
Uzandın mı mavi patiskanın altına
O gülücük açtı mı dudağında
Kenarına kıvrılmış mı sevgi

Söylesene
Nasılsın bu sabah
İyiyim desene
Bak nasıl sevinirim 

MURATt GİNLİK 


Sokak hayvanları için koşturan, onlara elinden gelen yardımı esirgemeyen hayvan dostu 
“Deniz Kara” bir paylaşımında yukarıda ki şiiri paylaşmıştı. Hoşuma gitti, ben de paylaşmıştım. 
Bu şiiri bloğumda da paylaşmak istedim. Belki sizin de hoşunuza gider. 

NOT : 
Fotoğraflar bana aittir.

9 Ağustos 2018 Perşembe

HER ŞEY BİRDENBİRE OLDU (ÖYKÜ 34)


HER ŞEY BİRDENBİRE OLDU 



Gökyüzü, ortalığı inleten çığlık sonrası usulca ağlamaya başladı. Yağmur damlaları kapatılan balkon camından tatlı tatlı süzülüyorken kedisiyle birlikte bu doğa olayını izliyordu. 
“Ayak parmaklarımda ki hissizlik ne olacak bidenem?” 
diyerek kedisiyle dertleşmeye başladı.  
“Meeevv” 
“Yanıt verişini yerim senin.” 
diye yanıtladı. Akıllı bir kediydi. Söylenenleri anlıyordu, sadece aynı dilde konuşamıyordu. Birbirlerini seviyorlardı. Kendisine bir şey olduğunda ailesinin kedisini ortada bırakmayacağını biliyordu. Bırakmazlardı. 
“Kızım, içtiğim ilaçların hiç bir faydasını görmüyorum. Bu ağır ilaçlar sağlam olan midemin sağlığını bozacak diye korkuyorum.” 
“Meeevv“
İlaçlar yaşam kalitesini sıfıra indirmişti. Yorgunluğa gelemiyordu. Sabah kedi ve köpeklere mama dağıtımı yapmak bile artık onu yoruyordu. Ama onların beklediğini bildiği için kendisini buna zorluyordu. Önceleri yarım saatte bitirdiği güzergahı şimdi bir saatte kimi zaman bir buçuk saatte dinlene dinlene tamamlıyordu. Sonra bütün gün yatıyordu. Hastalıktı, ilaçtı, ilaçlardan dolayı bütün gün uyumaktı derken bir gün komşusunun ortak alanı gece gece evine dahil etmek için çıkarttığı gürültü sonucu uykusundan uyandı. Komşuluk böyle bir şey değildi. Bu yapılan hırsızlıktı. Kendine ait olmayan yeri gasp etmekti. 155’ i aradı.
“Bizim alanımız değil 153’ ü arayın.” 
dediler. Hayatında ilk defa bu tür şeyle karşılaşıyordu. 153’ ü aradı. Hiç bir şey olmadı. 
Kanunsuzluk yapanların terbiyesizce ve tehditkar bir şekilde, 
“Yıktırabiliyorsan yıktır.”
ve 
“Beğenmiyorsan evini sat git.” 
benzeri laflarına muhattap oldu. Oysa bu bina yeniydi. Bu daireyi almasının en büyük sebeplerinden biriydi. Herkes aldığı daireyi bilerek almıyor muydu? Kanunlar yapılan şeyin yanlış olduğunu söylüyordu. Eski ev almaması neye yaramıştı şimdi. Gece gürültüleri rahatsız ediyordu. Edepsiz bir komşuya sahipti. Kendine ait olmayan yeri sahipleniyordu. 
Kötü bir komşuydu. Hasta olduğu bilindiği halde kendisine bu yapılmıştı. 
“Hırsıızzzz var.” 
diye bağırmak istedi ama bağıramadı. Hastaydı. Kendisiyle uğraşıyordu, başkasıyla uğraşacak durumda değildi. Elbette bunun karşılığını göreceklerdi. Bundan sonra bu komşuyla bir merhabası bile olamazdı. Yüzüne bakmıyordu artık. Midesini bulandırıyordu. Çıkarı için her şeyi yapabilecek bir insandı. Bu tür insanlardan oldum olası hoşlanmazdı. Lafı alıp kendi çıkarı doğrultusunda eğip büküp anlatan biriydi. Böyle biri olduğunu ikinci konuşmada anlamıştı. Her karşılaştıklarında diğer komşuyu şikayet edip duruyordu. Tabii kendisini de diğerine şikayet ediyordu. Bunu anlamıştı. Bu tür insanlar ne kadar çoğalmıştı. Oysa bu insanları hayatından atalı yıllar olmuştu. Kendisini kuş gibi hafif hissetmişti. Şimdi sağlığı önemliydi. İyileşmeye bakmalıydı. Bu tür edepsiz ve hırsız insanlar için kanunlar ve mahkemeler ne güne duruyordu. 

İlaçlar bittiğinde doktor,   
“Tekrar ilaç yazmıyorum ama sorun arttığında tekrar başlarsın. Fazla yürümek yok. Kendini yormamaya dikkat edeceksin.“ 
dedi. Yürümeyi sevmesine rağmen ilaçlar zaten ona bu fırsatı vermiyordu. Kısa bir yürüyüş bile onu yormaya yetiyordu. 
“Teşekkür ederim.“ 
derken yüzündeki mutluluk belli oluyordu. İlaçsız günler başlamıştı ama öyle hemen eski günlerine dönemedi. Dinlenmeye devam ediyordu. Bir türlü eski haline dönemiyordu. Bunda bir tuhaflık vardı. İlaçlardan kurtulmuştu ama kendisinin hastalıklı halinden kurtulamamıştı. Hep yorgun hissediyordu kendini. Evin içinde bir kaç adım atmak hatta oturmak bile onu yoruyordu. 


Adana’ da bu konuda uzman bir profesörden randevu alındı. Bir gün önce sevinç ve heyecanla uçağa atladı. Sevdiği insanlarla beraber olacaktı. Bu mutluluk bile ona yeterdi. Adana havaalanından yeğeni aldı. Doktora gitme, tahliller vs. ne varsa yeğeni koşturdu. 
“Sen olmasan bu kadar işlemi kısa bir zamana sığdıramazdım.“ 
dedi yeğenine. Onlara belli etmese de kendini yorgun hissetmesi kendini kötü hissetmesine neden oluyordu. Onlar işteyken gününü yatarak geçiriyordu. Akşam dinç görünmeye çalışıyordu. Oturmak bir insana bu kadar mı eziyet olurdu? Ne yaparsa yapsın eski halinden eser yoktu. Onu tanıyan bir insanın bunu anlamaması mümkün değildi. Aylarca süren bu halinden bıkmıştı. Şimdi bu yaşamak mıydı?
Doktor, beraberinde götürdüğü tüm raporları ve kendi istediklerini de inceledikten sonra,  
“Kansızlık söz konusu. Bu kan kaçağının nereden olduğunu bulmamız gerek.“ 
dedi ve yeni tahliller istedi. Bu yeni tahlilleri getirecek ve işlem uzadıkça uzayacaktı. Yeğenine 
“Yaşadığım yerde devam ederim.“ 
dedi. Problemin ne olduğunu öğrenmişlerdi artık. Profesör, kullanması gerekli ilaçları yazdı. 
“Bunlar bittiğinde 2-3 ay daha devam et. Vücudunda bu eksiklikler tamamlanınca ayağındaki problemde büyük ihtimalle geçecektir.“ 
dedi. Hastane dışında çiftlikte zaman geçirmek, yeşillikler içinde kaybolmak ona iyi gelmişti. Bu anlarda yaşamın avucunun içinden kayıp gitmesini seyretmenin ne kadar acı bir şey olduğunu düşündü. Yaşamak bu muydu? 


Akşam gittikleri göl kenarındaki restaurantta karşısındakiler rakı içerken yaşadığı yerde aylarca sahile inemediğini ve denizi izlerken rakı veya soğuk bir bira eşliğinde hayale dalamadığını düşündü. Oysa denizin, mavi rengin tonlarına bakan insana sunduğu hayal dünyasının rengarenk olduğunu herkes bilmezdi. 
“Bir kadeh rakı doldur.” 
dedi yeğenine. Aylar sonrası gölün kıyısında sevdikleriyle bir kadeh rakıyı kendinde hak gördü. Bu keyif ona tüm yorgunluğunu unutturdu. Oturmak yorarmış, çok da umurunda olmadı. Sanki eski günlerdeki gibi canlandığını hissetti. Hayat sürprizlerle doluydu. Kimseyi yormak istemiyordu. Çünkü yakın bir zamanda bir afacan gözünü dünyaya açacaktı. Sevgi yumağı. Hani kalbinin attığı sürece varsın ya sevgi de işte o değerde bir şey. Sevgi elle tutulur değil. Boşluğu kucaklamak gibi bir şey. 


Vedalaştı. Yavaş adımlarla uçağa doğru yürüdü. Uçakla defalarca yurtiçi ve yurtdışı bir çok şehir ziyaret etmiş bir insan olarak ilk defa eziyet çekerek uçuyordu. Bir ara kendini bırakıp hüngür hüngür ağlamak istedi. Evinde ve yatağında kendini boylu boyunca uzanmış olarak bulmak istiyordu. Uçak usulca sevdiceğinin kucağına  oturdu. El çantasını aldı. Uçaktan indi ve bir taksiye bindi. Bir an önce evinde olmak istiyordu. 
Çantayı bir köşeye fırlattı ve kendini öylece yatağa bıraktı. 
“Meeevv”  
Vücuduna sürtünen kedisinin başını eliyle okşadı. 
“Kızım biraz dinleneyim sonra oynaşırız.” 
dedi. Oysa gün içerisinde ki kısa ayrılıklarda bile kendisini dört gözle evde bekleyen kızıyla o sıkılana kadar oynaşırlardı. Sessizce bir kenara çekildi. Sahibini görecek şekilde uzandı. Birbirlerine göz attılar. Belli ki ikisi de birbirini özlemişlerdi.


Saklambaç oynamayı seven kedisi bu aralar hep saklanıyordu. Belki de kendisi eskisi gibi saklanamadığı içindi. Saklanmak için odaya giriyor ve yatağın üstüne oturuyordu. Kedisini bulmayı da eskisi gibi uzatamıyordu. Ayakta durmak, bir kaç adım da olsa yürümek yoruyordu. Olsun onu mutlu görmek kendisini de mutlu ediyordu. Hele yanına gelerek kendini yere atıp beni sev demesi... 
“Bidenem nasıl sevmem seni. Elimi kaldıracak durumda olamasam da severim seni.” 
Severken kedisinin mutluluktan dört köşe olması her şeyi unutturuyordu. 
“Kızım bu hafta hastane maratonum başlayacak.”
“Meeevv” 
“Kan kaçağının nereden olduğunu arayacaklar. Evde sık sık yalnız kalacaksın. Daha sonra telafi ederiz bugünleri, emi.” 
“Meeevv” .


Bahçede ağaçlar ve renk renk çiçekler olacaktı. Çiçekler her zaman olsun diye mevsimine göre ekilecekti. Dairesine çıkarken merdivende değişik boy saksılarda açmış çiçeklerle birbirlerine gülümseyeceklerdi. Kimisi hoş kokularını esen rüzgara bırakıp kapıdan, pencereden kendisine gönderecekti. İki etraftaki evlerin bahçeleri yeşil yeşil gülümsüyordu. Kimi evlerin bahçe ve ev duvarını rengarenk kokulu çiçekler sarmalamıştı. “Üç dört seneye bizim bahçede onlar gibi olur.” 
diye düşünüyordu. Yanılmıştı. Bundan hoşlanmayan bir komşusu varmış. Çiçek ve yapraklar yere düşüyormuş. Rahatsız oluyormuş. Kendisi için yanlış komşuların olduğu binadan ev almıştı. Şimdi hiç kimseyle uğraşacak durumda değildi. Büyük saksılara ektiği nar, limon, yenidünya fidanlarını mahalledeki bir başka komşusuna verdi bahçesine diksin diye. Merdivende ki çiçekler ise bir süre sonra ilgisizlikten kurudu. Kimi saksıları balkonuna alarak kurumalarını önledi. Bir arada yaşamayı bilmeyen insanlarla beraber olduğunu anladı. Onlar istediklerini yapacak ama onun böyle hakkı olmayacaktı.Böyle bir dünya yoktu. Bahçede bir karış toprak yer bırakılmamıştı. Bahçe olarak değil de araba garajı niyetine yapılmıştı sanki. Çiçekten, yapraktan, topraktan rahatsız olanlar sigara izmaritinden, tavuk bokundan rahatsız olmuyordu. Sokak, bahçe denilen yerden daha temizdi. 


Ablası yanına geldiğinin ikinci günü 
“Hadi hazırlan. Kahvelerimizi sahilde içip gelelim.”
dedi. Gözleri ışıldamıştı. Aylardır gitmek istemesine rağmen kendine güvenemediği için evden çıkamıyordu. Çağrılan taksiye bindi. Yoruldu ama olsun deniz kokusu ve sahilde oturup denizi seyretmesi buna değmişti.  
“Ahhh şimdi soğuk bir bira olsa.” 
diye içinden geçirdi. Gelen kahveyi o niyetle içti. 
Belliki ablası bu özlemini hissetmişti. Mutluydu. Kendini güçlenmiş hissetti. Artık yarına hazır hissediyordu kendini.


“Şimdi birden ona kadar saymaya başla” 
dedi anestezi uzmanı.
“Bir, iki, üç,....” 
gerisini hatırlamıyordu. 

15 Temmuz 2018 Pazar

İÇİNDEN GEÇENİ SÖYLEMEK


YÜREĞİN EL VERMELİ 


Karşınızda ki insan sevdiğiniz ve kırmak istemediğiniz bir insansa konuşmalarınıza çok dikkat ediyorsunuz. Söylemek istediğinizi direk değil de dolambaçlı yollardan söylemeye çalışıyorsunuz. Tabii karşınızda ki (belki anlayıp da) anlamamaya devam ediyor siz de kendinizi yormaya. Uzun yıllar böyle yaşadım. Ne zaman ki bu sevdiğim insanları karşıma alıp kırılsalar da, üzülseler de söylemek istediklerimi açık ve direk söyleyeceğimi anlattım o zaman rahatladım. Ne kadar güzelmiş özgürce düşüncelerini söylemek. Benim açımdan güzel. Gel gör ki yukarıda bahsettiğim insanlar da aynı dertten muzdaripmiş. 
Herkes birbirine söylemek istediğini özgürce söylemeli. 

NOT :
Fotoğraf bana aittir. 

25 Haziran 2018 Pazartesi

EV ALMA KOMŞU AL


NASIL BİR KOMŞUYA SAHİP OLDUĞUN ÇOK ÖNEMLİ


Hayatımda en nefret ettiğim insan türü çıkarı doğrultusunda lafı eğip büküp bir diğerine anlatandır (O insan da gelip size sormaz). Bu insanları hayatımdan çıkardım ama gel görki böyle bir komşuya sahip oldum. Pek bir konuşma ortamı olmasa da bu tarz insanlar için farketmiyor. Sadece bir merhaba dersiniz o ise bundan neler neler konuşulduğunu çıkarır, bir başkasına anlatırken. O anlatılandan sizin haberiniz bile olmaz. Allah aşkına bu insanlarla merhabam olmasa ne kaybederim? 
Hiç bir şey. 
O zaman haydi güle güle.  


İnsan ayrımı yapmam ama bazen etrafınızda olan insanlar, iletişiminiz olmasa da yuh dedirtiyor. Görüntüde farklı düşüncede basit insanın basitliği bir süre sonra görüntüsünden akıp gidiyor, o farkında olmazsa da. İnsanlar, kendisine ait olmayana sahip çıkmayı ne kadar seviyor. Hırsızlığın bir başka versiyonu. Sizin olanı da kendininmiş gibi sahiplenmeye kalkıyor. Bu durumda karşınızdakinin zaten tahmin ettiğiniz karekteri bir bir ortaya dökülüyor. Bayağı, basit, paçavra. 


Ev alırken komşunuzun nasıl olduğunu bilmiyorsunuz? Evinizde yaşamaya başladıktan sonra öğreniyorsunuz. Bodrumlu olup da yeşilden, çiçekten hoşlanmayanı yeni gördüm. Yaprak, çiçek yere düşüyormuş hay Allahım...
Bahçede toprak alanın niye bırakılmadığı şimdi belli oldu. Saksı içerisine ektiğim limon, nar, yenidünya, şakayık ve bir çok çiçek mesele oldu. Tavukların saksı içerisinde eşelediği topraktan rahatsız olunuyor ama tavukların sıçtığı boktan ve etrafa atılan sigara izmaritlerinden rahatsız olunmuyor. Sokak bahçe denilen yerden daha temiz. 


Neyse saksılara ektiğim ağaçları kurumadan bahçesi olan bir başka komşuma verdim. 
Şimdi sıra çiçeklerde. Onlar da küsmeden yerini bulmalı. Bu da bana gösterdi ki bahçe içerisinde sadece size ait bir ev olmalı. 

İnsanlar para kazanmayı biliyor, birlikte yaşamayı bilmiyor. Bodrum’ da böyle yaşam hayal etmiyordum. Ömürlük diye geldiğim evimden bir başka ömürlük eve gidinceye kadar şimdilik idare edeceğim. 


NOT :
Fotoğraflar bana ait.

1 Mayıs 2018 Salı

KIZIMLA NİCE YILLARA


DOĞUM GÜNÜN KUTLU  OLSUN BİDENEM 



Beyaz bugün bir yaşına girdi. Artık birbirimizin dilini anlayabiliyoruz. Hayatıma ilk girdiğinde amaç, hayatını kurtarmak ve sonrası dışarıdaki kedilerle birlikte yaşamasını sağlamaktı. Beni bırakmadı, ben de onu bırakmadım. Böylece hayatımda ömürlük olarak yerini aldı. Beyaz benim önceliğimdir, değerlimdir, aşkımdır. 
Akıllı bir kızdır. Yaşantımı ona göre ayarladım. Gece (gündüz) dışarıya çıkacaksam gündüz (gece) onunla beraber zaman geçiriyorum. Saklambaç oynamayı seviyor. Ama bu aralar hep kendisi saklanıyor. Evde olmadığım anlar ise köşesinde uyumayı tercih ediyor. 
Evimin sahibi odur. 
Bana gelen onu bilerek gelmeli veya gelmemeli. Ona yapılan hareket bana yapılmıştır. 
Bir başkasını memnun edeceğim diye onu mutsuz etmem. Dolayısıyla kendimi de mutsuz edemem.


Yaşantımda karşımdakilere nasıl kadın ve erkek şeklinde cinsiyet ayırımı yapmaksızın bakıyorsam, hayvan, bitki ve insanlara da ayırım yapmaksızın birer canlı diye bakıyorum. Yaşam hakkı tüm canlılar içindir. İnsan, her geçen gün yaşam alanını daralttığı diğer canlılara yaşaması için elinden gelen her tür yardımı yaparak kendini affettirmelidir. Ama ne gezer. 
İnsanlardan sadece mama, su ve sevgi istiyorlar. O da verirsen.
Bir şey vermek istemiyorsan, onlar yokmuşçasına yoluna devam et. Verene de karışma. 



NOT :
Fotoğraflar bana aittir.

15 Nisan 2018 Pazar

İSTER ADI KONSUN

İSTER KONMASIN


Bir zamanlar yaşanmış olan ama bittiğini bildiğim arkadaşlıkların sonunda kendimi yer bitirirdim. Düşünür sebep bulmaya çalışırdım. Aşağıdaki yazıyı okuduğumda adını koyamadığım şeyin ne olduğunu anladım. 
Yekta Kopan’ a ait yazıyı sizlerle de paylaşmak istiyorum;
“Bir zamanlar arkadaşınız olduğunu düşündüklerinizin "şimdiki zamanına" ortak olmak zorunda değilsiniz. Arkadaşlık veda etmeyi de bilmektir.” 

İşte öyle... 

NOT:
Başlığa konu olan resim bir yağlıboya çalışmamdır.