İKİ ADAM / GEÇMİŞ ZAMANDAN BİR AN
80*70
16 Eylül 2020 Çarşamba
HER ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Uçsuz bucaksız renk cümbüşü mü beni hayal dünyasına sürükler yoksa hayal dünyam mı bu reenk cümbüşünün içine girip beni oradan oraya sürükler? Korona virüs salgını başladığından beri bunu yapamıyorum. Ne bileyim bazı insanlar gibi rahat olamıyorum. Bir tanıdık gelmiş. Görüşmeyeli yıllar olmuş. Eee görüşelim o zaman. Kimsenin olmadığı sabah saatlerinde. Mesela sabah saat 08:00 gibi sahilde bir kafede. Önceden gelip otturacağım sandalyeyi bir güzelce sildim (deli mi ne?). Masayı da sildim. Eldivenleri çıkartıp, beklemeye koyuldum. Sahil her zaman olduğu gibi güzel ama beni içine çekemedi. Denize giren insanlar vardı. Belliki onlar da kalabalık oluşmadan işini bitirmek istiyordu. "Merhaba” Elleşme yok, öpüşme yok. Mesafemizi koruyarak, maskemiz yüzümüzde sohbet ettik. Ne kadar sabahın erken saati olsada bira içmek istedim. Amacım aylar öncesi yaptığım gibi sahil keyfi yapmaktı. Bunu özlemişim. Ayaklı bira bardağında içmeyi seven ben sadece şişe birayı aldım. Güzelce sildim. Denize karşı bir yudum aldım. Yok yok eskinin tadı yok. Koltukta istediğim gibi yayılamıyorum, kontrollü hareket ediyor, elimi sildiğim yerlere bile koyamıyorum. Kazık yutmuş gibi oturuyorum. Yoook bu bana göre değil. Ya böyle bir hayat olabilir mi? Benden bu kadar. İsteyen istediğini yapabilir. NOT: Fotoğraflar bana ait. Esasında 3. ve 4. fotoğrafı çeken Amerika’ da yaşayan küçüklüğünü bildiğim biri. O çekti ve bana gönderdi. Ben sadece kırptım. Öncesi “Apple” de çalışıyordu ama şimdi “Facebook” da çalışıyor. Küçüklüğünde hayalini kurduğu bir yerde yaşıyor. Hayalini gerçekleştiren insanlara selam olsun. Bu insanlara hayranım. Yolları açık olsun.
22 Ekim 2013 Salı
BAYRAM ANILARI
27 Mayıs 2013 Pazartesi
KİM BUNLAR?
13 Eylül 2012 Perşembe
KÖTÜ HABER
İki gün önce öğleden sonra işe gideceğim.Telefon çalıyor.Ablam.Hayırdır diyerek açıyorum.Önemli olmadıkça iş saatleri içerisinde aramazlar.Merakla açtım.Üzücü bir haber.Güne böyle devam etmek varmış;Teyzemin kızı eşiyle birlikte yürüyüşe çıkıyor,yine bir başka kişi-ehliyetsiz sürücü-kız arkadaşıyla aynı saatlerde araba ile dolaşmaya çıkıyor.Görgü tanıkları arabanın çok süratli olduğunu söylemişler.Koskocaman iki ağacı yere serdikten sonra durmuş.Eee sonucu değiştiriyor mu?Biri toprağın altına biri de hastaneye.Hastaneye giden yoğun bakıma kaldırılıyor.Teyzemin kızı hastanede,hastanede ama boyun kırık,bel kırık,vücutta ki kemikler kırık,kanaması var,beyinde ise ödem.Amaliyat dahi yapamıyor,doktorlar.Kazaya sebep olanlar mı,onlar sapasağlam.
Hayat,bu mu?Çocukları büyüt,ayakları yere basacak duruma getir,emekli ol ve eşinle keyfini çıkaracağın bir zamanda başına bu gelsin.Üzülmemek elde mi?
Bizler ise ne diyeceğimizi şaşırıyoruz.Acil şifalar dilesek yatağa bağlı bir hayat yaşaması söz konusu.O,ne ister bilmiyoruz.Bir şeyler diyemiyoruz ama her şeye rağmen içimizden ''acil şifalar'' diliyoruz.
Her zaman diyorum;Hayat,yaşadığın kadardır.Kıymetini bilmek gerek.Olanakların ölçüsünde,şikayet etmeksizin isteklerini gerçekleştirmeli insan.En azından buna gayret göstermeli.Her gününü farklı kılmalı insan.İstediği gibi yaşamalı.
Hayatı ertelemeyin,yaşayın derim.Ertelediğiniz hayatı yaşamaya fırsatınız olmayabilir.Sevdiğiniz insanlara sevginizi haykırın,onları kucaklayın.Hayatı kucaklayın.Hayatın sizi kucaklamasına da müsade edin.Yaşamak istediklerinizi yaşayın ve kimsenin hayatınıza müdahale etmesine izin vermeyin.
Yaşamak güzelliktir.
NOT:Bu tarz düşünceler sadece ölümlerde aklıma geliyor sanmayın.Hayatımı biraz sonra ölüyormuşcasına yaşıyorum.Günü kaybetmek istemiyorum.Olanaklarım ölçüsünde yakalamağa çabalıyorum.
Hani fedakarlıkları sözde çocukları için yapan,bir evi iki eve çıkaran,bir de yazlık alan,olmadı bir araba ama her seferinde yenilenerek alınan araba satın alan insanlardan değilim.O insanlarında sözde çocukları için yaptığı ama hem çocuklarının hem de kendilerinin hayatlarından çaldıklarını ve sırf kendileri için yaptıklarını düşünüyorum.Çevreden bunu görüyorum.İnsanlar kendi egolarını tatmin etmek uğruna ''çocuklarımın geleceği için'' deme terbiyesizliğini gösteriyorlar.Ama bu yapılanları çocuklar için gerekli olduğu zaman es geçiyorlar.
Çocuğuna mal bırakacağına(!) yaşam hediye et.O,her şeye rağmen hayatını devam ettirir.Ama yaşamış olarak,görmüş olarak.
18 Ağustos 2012 Cumartesi
YİNE BİR BAYRAM SABAHI
YİNE BİR BAYRAM SABAHI
Siyah-beyaz bir fotoğraf.Sararmaya başlamış.Geçmişten...İçinde ne renkler gizli...Halamın görev yaptığı bir köydü sanırım,hayal-meyal hatırlıyorum.Belki de hatırladığımı sanıyorum.Yine bir bayram sabahı...Belki...Geleceğe kalacak anının bir de fotoğrafı olsun istenmiş.Şimdi o anının canlılığı yok.Sis bulutunun arkasında.
Zaman,fotoğrafta ki insanların yerlerini değiştirmiş.Kimisi artık yok...Özlemler içinde gizli...Hatırlayarak anıları çoğaltma peşindeyim...
Nice anılar saklanmış;siyah-beyaz ve solmuş.
NOT:Kucağında çocuk tutan kadınlar,ayaktaki erkek çocuğu yanımdaki zayıf adam kim?Hatırlıyamıyorum.Halamın birlikte görev yaptığı meslektaşlarıdır diye düşünüyorum.
5 Haziran 2012 Salı
TATİL 1
Herşey dahil,ultra dahil v.s. sistemi devam eden ülkemizde,bu sistemi iki sene önce kendi adıma sonlandırdım.
Nasıl ve neden sonlandırdım?
Ertesi sene(2011) Bodrum da ev yaşantısı nasıldır,onu yaşayalım istedik.Buraya yerleşmek istiyorum ya!Bahar aylarında Bodrum'a gidip ev işini ayarladık.Sezonluk kiralamada her keseye göre ev olduğunu gördük.Bizim olmazsa olmazlarımızdan;muhakkak denizi görecek,temiz olacak ve araba sorunu yaşanmayacak.Ne kadar araba ile gidilmiş olsa da,içki işin içine girince her yere gidilemiyor.İstediğimiz gibi bir daire bulduk ve 1 ay kiraladık.10 dakika yürüyüş mesafemizde gümbet plajı,barlar,beach ve yine 15 dakika yürüme mesafesinde cıvıl cıvıl gümbet barlar sokağı/sağ tarafımız gümbet merkez,sol tarafımız bardakçı koyu.Evin önünden sürekli geçen dolmuşlar,biraz ilerimizde taksi durağı...Bodrum Royal Palm Residence(http://www.booking.com/hotel/tr/royal-palm-residence-bodrum.tr.html#availability_target );güzel bir tatil geçirmiştik.Tavsiye ederim.
Uzun kalmaktansa aynı süreyi farklı zamanlarda gelerek geçirmenin daha güzel olacağı düşüncesi daha ağır bastı diyebilirim.Çünkü farklı ayların kendine has güzellikleri var.Festivaller aylara dağılmış durumda.Kimi zaman kalabalık olsun istemiyorsun,sakin,rahat bir tatil geçireyim diyorsun.Kimi zaman da kalabalığın içinde kaybolup gitmek istiyorsun.
Tatil yaptıkça,tatilde ne istiyorsun,daha net ortaya çıkıyor.Beklentiler değişiyor.Tatilin,olması gerektiği gibi daha eğlenceli,daha güzel ve istenildiği gibi yaşanarak hoş bir anı olarak belleklerde yerini almasını sağlıyorsun...
Bodruummm...
4 Mayıs 2012 Cuma
SEMA TÖRENİ
Tabii ayrı ayrı yerlere oturduk,güzel ve net izleyebilmek için.İçerisi turist ağırlıktaydı.Yadırgadığım şey ise burada da protokol için yer ayrılmış olmasıydı.Bunun protokolü mü olur be?Kim olursa olsun bilet alır ve bir yere oturur izler.Bu uygulamadan hoşlanmadım.
Ayini başından sonuna kadar olduğu gibi aktardılar.Dönme işinden önce yaptıkları bir takım şeyler var.Uzun uzadıya aynı şeylerin tekrarı şeklinde.Ne yalan söyleyeyim,bunların tekrarının süre olarak uzun sürmesi törenden kopmama neden oldu.Ama hepimizin bir vesile ile TV de de olsa seyretme olanağı bulduğumuz o muhteşem dönme olayı başladığında kendinizi kaybediyorsunuz.Müziği unutmamak gerek.O kaybolmaya müzik de etken.
Yolunuz Beyoğluna ve tünel tarafına düşerse Galata Mevlevihanesi Müzesine bir uğrayın derim.Sema Törenini izleyecekseniz önceden biletinizi almalısınız.Kapıda satılmıyor.
16 Nisan 2012 Pazartesi
BİZ DE BÜYÜKLER ARAMAZ,YA SİZ DE?
Bilmem nedendir,biz de büyükler küçükleri aramaz.Hiç merak etmezler mi?Ne yapıyor diyerekten bir ''alo'' diyeyim diye düşünmezler mi?Onu da bilmem.Ama hep kendimin aradığını çok iyi bilirim.Her nedense aradığımda da karşımdakinin şimdi ya içinden geçmişimdir ya da aramayı düşünmüştür,v.s.Bu lafların karşıdakini ne kadar incittiğini bilmezler mi?Hal hatır sormak için aramanın bedeli bu mu olmalı?
İlk başlarda üzüldüm ve üzülmeme devam ettim,kendi içimde.Şimdi öyle değil..''Arayan ben,soran ben...Neden ben üzülüyorum?'' dedim ve aldığım kararı hemen uygulamaya koyuldum.Bu kararımı iki senedir de uygularım.Aldığım karar şuydu:Ailem,akrabam ve arkadaşlarım,kim olursa olsun beni aramayan insanları aramayacaktım.Çoğuna da konuşma esnasında bu düşüncemi belirttim.Belirtmemiş olayım,ne değişir?Karşında ki insan seni düşünüyor ve merak ediyorsa aramaması için bir neden mi var?YOK...
Bunun sonucunda ne oldu,bir kaç örnek vereyim;Ankara da oturan sevdiğim bir arkadaşım,O'na gidip bu düşüncemi söylediğimde ''ben ararım'' demişti.Bir ay geçti,iki ay geçti,üç ay geçti...Yok...Tabii ben,aramak istiyorum,elim telefona gidiyor ama vazgeçiyorum.İstiyorum ki ararım diyen kişi arasın,bekliyorum.Bu arada iki bayram geçti,yeni yıla girdik ve ben hala bekliyorum.Her bayramda,özel günlerde arayan ben,aramayınca aranmadığını görüyorsun.Kendi kendine soruyorsun bu ne...?Birbirimizi görmemiz de ben gittiğim içinmiş diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.Artık bir seneyi devirdikten sonra aramayı hiç düşünmüyorum ve aklımdan yavaş yavaş çıkmaya başlıyor.İnsan neler neler düşünüyor.Hıı çoğunuz şöyle düşünebilir,ya bir şey olduysa,sen niye aramadın?Yok,yok bir şeycikler olmadı,bilin...Ve bir gün ev de,DVD ler arasında daha önce izlediğim ama beğendiğim bir filmi tekrar izliyorken hemen yanımda duran telefonum çaldı.Dönüp baktığımda telefonda Ankara da oturan arkadaşımın ismini gördüm.Vay be,iki sene sonra...Tam tamına iki sene geçmiş...Hay Allah...Telefonumun sesini kıstım ve filmi izlemeye devam ettim.İki sene insan hayatında büyük zaman,neler neler değişebiliyor.Hayata,yaşama bir başka bakıyorsun.İki sene hayatına neler getirmiş,neler götürmüş?Artık sen iki sene önce ki değilsin ki.Tabii karşında ki insan için de geçerli bütün bunlar.Nazım Hikmet'in şiirinde olduğu gibi;
Ama,arkadaşlık ağaca benzer
Kurudu mu
yeşermez artık.
O duruma getirmemek lazım.Geçmiş ola...Hayatında mutluluk dilerim.
Abim,aranmayınca ben arayayım demeyen insan.Paylaştığımız pek fazla bir şey yoktur zaten.Ama en azından karşılıklı bir hal hatır sorulmalı...İnsan küçüğünü arayıp bir hal hatır sorma ihtiyacı duymaz mı?İhtiyacı olduğunda arayabiliyorsa,bu şekilde de aramalı.Ya da iki durumda da aramamalı...Anneme niye aramadığımı sorunca,O da böyle böyle diye düşüncemi söylemiş.Yanıt;''Ama ben O'nun büyüğüyüm.O,arayacak tabii ki''...Yokkk,artık öyle değil.Aramayanı aramayacağım kim olursa olsun...
Halam;halalar içinde görüştüğüm,konuştuğum tek halam.Diğerleri ile görüşmüyorum düşünülmesin...Bahsettiğim halam kendime yakın bulduğum,O'nun da aynı düşüncede olduğunu sandığım halam.Resim çalışmalarıma yeniden başlamama neden olan kişi.Sevdiğim insan...Ben aramayınca aramayan insan.Ama aramak istediklerini arayan,soran insan.İnsanlar aramak istediklerini arayacaklar ama bana gelince hep benden bekleyecekler.Yokkk.Geçmiş ola...
Yukarıda iki sene önce aldığım kararı yazmıştım,hala uyguluyorum.İnsan arada sırada hayatını ''reset'' etmeli.Çok iyi geliyor.Hayat devam ediyor,onlar olsa da olmasa da.Ama siz, biraz hafiflemiş oluyorsunuz.O kadar yorucu bir durumdan rahatlamış olarak çıkıyorsunuz ki sizi merak etmeyenleri gereksiz yere siz de merak etmeyerek.
Geçmiş ola...
4 Nisan 2012 Çarşamba
''AİLE'' HAKKINDA KÜÇÜK BİR YAZI
Hayat içerisinde aile,en küçük topluluktur.Aileyi oluşturan kişilerin birbiriyle iletişimi olmalı,birbirlerini anlayabilmeli ve birbirlerine kendilerini anlatabilmeli...Sadece tek taraflı düşünme,anlama,fedakarlık var ise orada bir yanlış söz konusudur.O yanlışı gidermek yine aileyi oluşturan fertlere kalmış bir şeydir...Aile içerisinde herkes tekil yaşıyorsa veya kendi istekleri doğrultusunda yaşayıp,karşısındakileri de bu doğrultuda yaşatıyorsa aile kavramından bahsedebilir miyiz?Aralarında doğru dürüst bir iletişim olmayan iki insan birbirini nasıl tanıyabilir?İki yabancıdan farkı var mıdır?
Bu sorulara da başka bir zaman yanıt yazarım...
Birbirinizi tanımaya çalışın,hep sevin ve sevilin...
Mutlu olmak varken...
28 Ocak 2012 Cumartesi
ÜÇ GÜZEL İNSAN
Üç güzel insanın buluşma noktası,dünyanın sayılı şehirlerinden biri olan İstanbul...
İstanbul'un güzelliği tektir,misafir ettiği insana özgürlüğünü verir,davetkardır,baştan çıkarır,ne istiyorsan düşünmeksizin hepsini önüne serer.Sen yeter ki ne istediğini bil...
Hal böyle olunca bir an bile boş geçebilir mi?Ben de misafirlerimin--geldikleri cumartesi sabahından başlamak üzere ertesi günün sabahına kadar--dolu dolu zaman geçirmesini istedim.Pazar günü de kısa bir uykudan sonra koşuşturmaca ve akşamı ise misafirlerimi yorgunlukla ama mutlulukla uğurlamak var.
Cumartesi gündüz misafirlerimin isteklerini gerçekleştirme doğrultusunda akşam yapıldı.Asmalı mescit Otto Sofyalı'da içki molası vererek akşamımıza giriş yaptık.Ama ne giriş yaptık,mumlar eşliğinde.Çünkü elektrikler kesikti.İstanbul'un büyük kesiminde elektrik olmadığını gündüz proğramımızı gerçekleştirirken biliyor,görüyor ve kesintinin uzun süreceği haberlerini alıyorduk.Hatta gece için düşünülenlerin gerçekleşmeyeceğini konuşuyorduk biraz üzülerek.Gündüz azıcık yağan kar İstanbul'un bir çok bölgesinde elektiriğin kesilmesine neden oldu.İstanbul'a gelen elektirik bir yerden değil,birçok yerden kesildiği için metronun çalışması bile durmuştu.Yemek için Nevizade'ye doğru kısa bir yürüyüş yaptık.Orada da keyifle sohbet ederek içkilerimize devam ettik.Tabii gece bir yere gitmeyebiliriz düşüncesi olduğundan içki biraz fazla kaçtı.Fazla kaçan içkiyle beraber--elektrik varsın olmasındı--hadin eğlenceye devam ediyoruz dedim(herhalde bir jeneratör vardır diye düşünmüştüm).
Soluğu Olimpia Elevent Hall'in önünde aldık.70'li yılların konsepti eşliğinde gece yarısı ''Nil Burak'' eşlik edecekti.İçeriye girer girmez yiğenimle eğlenmeye başladık.Hem içki hem eğlence,vur patlasın çal oynasın.Yiğenim de iyi içiyormuş ha...Yanda ki yiğenime sarkıyor sanki.Daha olmadı fotoğrafını çektirdi.Bişiler fısıldıyordu.O gözler nasıldı?Yer gibi mi bakıyordu yoksa?Hahahaha...Ablam da dayı ile yiğenin eğlencesine uzaktan eşlik etti sanki.Onun da hoşuna gidiyor gibiydi.Kaşla göz arasında yiğenim annesini dansa bile kaldırdı.Ne hoş bir manzaraydı.
Nil Burak da canlı canlı ne söylüyor ama.İnsanları coşturdukça coşturuyor.Bir ara Selçuk Ural ve Atilla Atasoy'da şarkılarıyla eşlik etti.Ne varsa eskilerde var.Şu an ki olanaklar olsaymış neler neler üretirlermiş.Ahh ne kalabalıktı ve o kalabalıkla beraber ne eğleniyorduk.Günün yorgunluğu yavaş yavaş bizi vurmaya başladığından,saat 02:00 civarlarında coşkuyla süren eğlenceyi terkettik.
İstiklal,her zaman olduğu gibi kalabalık.İstanbul'un 24 saat capcanlı olan bölgesi.Biz de kendimizi kalabalığın içine bırakıp taksime kadar yürümek istedik.O da ne,ben sevinçle bağırdım gibi,yiğenim de bana eşlik ediyor sanki.Hahahaha...Yolumuzun üstünde Şampiyon kokoreç'e uğramışız.Kokoreçleri yiğenimle biz yemişiz de yanında içmek üzere istediğimiz ayranları neresi içmiş ablamdan öğrendik.Hahahaha...Ablamın kestane satan tablayı görüp canı çektiği için bir miktar alması ama bizim yüzümüzden doğru dürüst yiyememesi.Hahahaha...Sanki kokoreçleri biz yemedik gibi ablam kestaneleri ağzına götüremeden elinden bir ben bir yiğenim alıyoruz.Sabah kahvaltıda bir kestane anca yiyebildiğini sitem ederek söyledi.Tabii yiğenimle ben 'Hahahaha' modundayız...
Sohbet edilerek uzun ve güzel bir kahvaltı yapıldı..Arkasından pazar günü için ne isteniyorsa onlar yapıldı.Akşamı ise güzel geçen iki günün ardından misafirlerimi havaalanına uğurladım.Hayatımızda güzel günlerin bolca olması temennileriyle,yakın zamanda yine buluşmak üzere sözler alınarak vedalaşıldı.
İstanbul, bu üç güzel insanı çok seviyor.Adeta ''dayıyı esir aldım,siz de nasıl olsa onu görmek için geleceksiniz ve her gelişinizde benim farklı bir yüzümü göreceksiniz.Benden vazgeçmek zordur,tiryakilik yaratırım insanda'' diyor...
Senden vazgeçen kim,İSTANBUL?
YAŞAM YAŞAMAKTIR
ZAMAN İÇİNDE
yaşam bitmez,sürer gider aynı hızla
sen olmasanda sürecek,ben olmasamda.
şarkı dinliyorum.
şarkının içinde düş kuruyorum,
geçmişe giderek fotoğrafları bir bir önüme açıyorum,
hepsinin ayrı bir anısı var.
hatırlıyorum;kimi zaman gülüyorum
kimi zaman bir hüzün kaplıyor içimi.
düşünüyorum o zamanı,
düşünüyorum o günleri
zaman gelecek,o zamanda
bugünleri gözler önüne sereceğim.
kimbilir,neler neler düşüneceğim.
zaman yaşama zamanıdır.
(M.Yumru)
ARMAĞANLARIN EN GÜZELİ
kutu gibi bir ağız
kutu gibi ağzın üstüne bir burun
minnacık bir burun
üstüne bir çift iri göz
iri gözün üstüne bir çift kaş
tepesinde bir tutam saç
ve bir çocuk
küçücük,minnacık yeniyıl armağanı.
(31/12/1987-M.Yumru)
SEVİNÇ
ben ağlıyorum/sevinçten
ya sen,sen niye ağlıyorsun?
geldiğin için mutluluktan
sevinç gözyaşları mı döküyorsun?
ne güzel...
(31/12/1987-M.Yumru)
EREN
yiğenime...
her çocuk görüşümde
gözlerimde sen
ve kimbilir ne şaşıracağım
seni gördüğümde.
yaramaz afacan,
sevimli afacan.
(22/12/1989-M.Yumru)
13 Kasım 2011 Pazar
BAYRAMIN ARDINDAN.....
Memleketim Adana'dan uzakta ailemle ve doğayla iç içe bir bayram geçirdim:
1.gün;Sakarya'nın maşukiye beldesi olarak anılan doğa harikası bir yere gittik.Orman içerisinde doğayla uyumlu bir çok restaurant içerisinden Sapanca gölünü de seyredeceğimiz birine oturduk.Kimi zaman sohbet,kimi zaman kahkaha,kimi zaman da manzaranın güzelliği içinde hoş bir gün geçirdik.Tekrar gidilmeli.
Sakarya'ya gelindiğinde gidilmesi gerekli yerlerden biri..
2.gün;Zaman zaman gittiğim ve beğendiğim yer olan Polanezköy'e gittik.Oldukça kalabalıktı.İstanbul'dan kaçanların bir kısmı buraya doluşmuş gibiydi.Biz,biraz daha dışına çıkıp manzarası güzel,ormanlık içerisinde şirin bir restauranta oturduk.Mangal keyfini sadece yeme anlamında yapmak istediğimizden herşeyin pişmiş olarak önümüze gelmesini istedik.Güle eğlene afiyetle yedik.Tatlılarımızı da dönüş yolu üzerinde viaportta yedik.Burasıda çok kalabalıktı.Fırsatını bulup 6 boyutlu film keyfinide yaptık.
3.gün;Gitmeyi çok istediğim halde bir türlü gidemediğim Ağva'ya gittik.İğne atsan yere düşmeyecek derecede kalabalıktı.Bu güzelliğin keyfini nehir kenarındaki yerlerden birine oturup içkimizi yudumlayarak çıkarttık.Yazın daha farklı bir güzellikte olacağını düşünüyorum.Bir taraf deniz,bir taraf nehir ve ormanlık;gezilmesi ve görülmesi gerekli yerlerden biri.Bir daha gelmek üzere Ağva'dan ayrıldık.
4.gün;Sapanca gölüyle iç içe olalım istedik.Gölün kıyısında çok güzel restaurantlar var ama bir çoğunda içki servisi yok.Bir tane bulduk;hoş,güzel bir yer.Böyle bir ortamda içilmez mi?Hem de nasıl içilir.Üç tarafımız yeşillik içerisinde,ormanlık.Önümüzde ise Sapanca gölü alabildiğince uzanıyor.Göl temiz,kıyılarda dibini berrak bir şekilde görebiliyorsunuz.Ahh güzel saatler ne çabuk bitiyor.Hele sevdiğin insanlarla berabersen.
Doğayla iç içe bir bayram geçirmek iyi geldi.Kendimi yeniledim sanki.Kahkahalarım bile bir başka güzel.Ailemle olmak güzeldi.Fotoğraf ve kamera çekimleri kalıcı birer hatıra,diğer çekimlerimiz gibi.Kalanlara,gidenlerden güzel bir hatıra.
Ailem,sizleri seviyorum.İyiki varsınız.. Hayatımda hep olun.....







