31 Aralık 2016 Cumartesi

OLDU GÖZLERİM DOLDU


YENİ YILA GİRERKEN BİR KAÇ KONU HAKKINDA Kİ DÜŞÜNCELERİM

Televizyon(TV) uzun süre izlemiyorum.
TRT müzik kanalında canlı yayınlanan Türk Sanat Müziği proğramlarını, Bloomberg ve belgesel kanallarını izlemek üzere TV'nu açıyorum. Gerçi her ne kadar böyle yazsam da  "acaba ne değişti" düşüncesiyle beni TV'dan soğutan haber kanallarında ki tartışma proğramlarına zaman zaman göz atarım. Hiç bir şeyin değişmediğini görmek ise beni üzer. Buna bir kaç örnek vermek isterim;
Bir gün bir haber kanalını açtığımda yapılan tartışmanın fetö terör örgütü ile ilgili olduğunu düşündüğüm proğramda konuşmacı milat olarak kabul edilmesi istenen 17-25 aralıkta ki hırsızlığın yok sayılamayacağından bahsetiyordu ki karşı tarafta bulunan kişi 
"yoksa sen fetöcü müsün?"
diyerek konuşmacının lafını kesti.
Bunu söyleyen kişi bir milletvekiliydi.
Halbuki o yanıtı vereceğine açıklamalarıyla karşısındakinin yanlış düşündüğünü gösterseydi. Hem tartıştığı insanı hem de TV başındaki izleyicileri tatmin etmiş olurdu.
Geçmişte "ergenokoncu musun?" diye konuşmacıların lafı kesilirdi şimdi de bu şekilde kesiliyor demek. Daha fazla tahammül edemeyip müzik kanalına geçtim.
Bir başka gün açtığımda hangi kanun olduğunu anlamadığım bir kanun maddesi tartışılıyordu.Avukat bir bey kanunun yanlışlarını söylüyordu ki karşı tarafta ki avukat hanım 
"bunları nasıl söylersiniz daha uygulanmadı ki. Belki uygulanmayacak."
diye sözünü kesti.
Avukat bey haklı olarak
"Hanımefendi kanunlar uygulanmak için çıkarılır."
dedi ama kadın daha önceki söylemine benzer bir şeyler zırvalamaya devam ediyordu ki hemen TRT müzik kanalına geçtim.
Geçmişte avukat bir bey bu hanımefendinin yerine proğramların gediklisiydi. Hatta bir gazeteciyi bir proğramda açık bir şekilde tehdit etmişti.
Ne bileyim misyonunu tamamlayan bir kenera mı çekiliyor ne.

Bir zamanlar azarlar bir şekilde bağırarak karşısında ki insanın konuşmasını engelleyen kişi siyasi bir proğramda görev yaparken şimdi spor proğramı yapıyor. Nasıl bir dönemden geçiyoruz anlaşılır gibi değil. Geçmişte tartışma proğramlarının gediklisi olan ve daha sonra kumpas olduğu ispatlanan davaları savunucu söylemlerde bulunan insanlar
"Hele bir durun mahkeme sonuçlansın, bu aceleniz neden?"
diye karşıda ki insanları sustururlardı.
Ölenler ve suçunun ne olduğunu bilmeksizin senelerce içeride yatanlar söz konusuydu.
Hukuk okumuş bu konuşmacıların benim gibi hukukun dışında bir mesleğe sahip olan insanlardan farklı düşünmesi gerekirdi.
Bunlardan biri bir komisyonun başına getirildi ki bu durum o komisyonu tartışılır duruma getirdi.
Diğeri ise yurt dışına kaçtı. Yukarıda ki cümleyi söylerken dudaklarında ki o alaycı mercan mercan tebessümünü unutamam.

TV'nun hayatımda olmaması bana bir şey kaybettirmiyor. TV'nu yukarıda verdiğim örnekler gibi ara ara 3-5 dakika seyretmek bile aldığım kararın doğruluğunu gösteriyor.
Ne haliniz varsa görün emi.

Günümüzde her olayda ismini sıkça duyduğumuz fetö terör örgütüyle alakalı olduğunu düşündüğüm bir konudan bahsetmeden geçemeyeceğim;
Bir zamanlar hükümette görev almış bir siyasetçi, bir belediye başkanı için
"Devletin arsasını örgüte parsel parsel sattı.
Filanca tarihte belgeleriyle açıklayacağım."
demişti. Acaba  bir T.C. savcısı bu beyefendinin elindeki belgeleri istedi mi?
Bu konuda bir şeyler yapılıyor mu?
Bir terör örgütüne devletin parasını ve malını peşkeş çekmek suç olsa gerek.
Kanunlarımızda da muhakkak bunun bir karşılığı vardır.
Bunun hesabı sorulmalı diyorum.
Aksi insanın kafasında soru işaretleri eksilmiyor.
Fetö terör örgütüne methiyeler düzüp, terör örgütüdür diyenleri farklı adlarla suçlayıp, kötü söze maruz bırakanlar hiç bir şey yapmamış gibi "aldatıldım, yanıldım" diyerek işin içinden sıyrıldı.
Sanki 13-14 yaşında çocuklardı.
Hepiniz yetişkin, aklı başında koskocaman insanlardınız be.
Kandırılacak yaşı çoktan geçmiştiniz.

Bugünün MHP'sine de bir kaç lafım olacak.
Emekli olmadan önce iş arkadaşları bir araya gelmiş konuşuyorduk. Konu; bir çok insanın geçmiş bir seçimde özveride bulunup  baraj altına düşmüş MHP'nin kurtulması için elverildiği zaman.
Ülkenin hayrına diye her aileden bir kişi oyunu MHP'ye vermişti.Bir arkadaş MHP'li olan arkadaşa
"Bu durumda CHP olsaydı aynı şeyi yapar mıydınız?"
diye sordu. O arkadaş
"Niye yapayım. Ben kendi partime oyumu veririm, onlara niye vereyim. Barajı aşamıyorlarsa bana ne."
dedi. Bu söz adeta MHP'yi özetliyor.
İçerisinde çok şey barındıran bir sözdür.
Vatanı kendi pencerelerinden seviyorlar.
Yaptıkları vatan için yanlış olsa da kendi açılarından doğruysa sakıncası yok.
Komisyondan geçen anayasa maddeleri haftalarca iktidar partisi ile MHP arasında görüşüldü. Sakıncalarını kendi hukukçuları göremedi mi?
Buradan anladığım şu;
Geri planda zaten anlaşılmıştı, göstermelik olarak da haftalarca görüşülüyormuş gibi yaptılar.
Yazıklar olsun.

Umarım 2017 hem ülkemiz hem de bizler için güzel geçer.

İYİ YILLAR.


 

19 Aralık 2016 Pazartesi

UTANIYORUM

"İSTİFA" DİYE BİR ŞEY VAR



Son çekilen fotoğraf.

Bilmeksizin hayata atılan son tebessümün kayıt altına alınması.

Sonra o gülüşün paramparça olup ülkenin her yerine dağılması.

Güle güle demeye içim elvermiyor.

Fotoğraf karesi gözümün önünde.Nasıl derim...


Bomba yüklü araçlar ülkenin her bir yerini istediği gibi geziyor.

Patladığında ülkeyi yönetenle bu ülkede yaşayan vatandaşı aynı anda duyuyor.Onlar da benim gibi üzüntülerini dile getiriyorlar.

Kalıplaşmış bildiğimiz lafları söyleyip duruyorlar.

Eee peki sorumlu kim?

Anlaşılan görevini yapmayan birileri var bir yerde.

Ama herkes bulunduğu yerde oturmaya devam ediyor.



UTANIYORUM


deniz solgun
güneş, bulutların arkasına gizlenmiş
yüzünü göstermeye utanıyor
tekneler suskun,
üzüntüsünü döküyor sallandıkça
kuşların kanadı kırık,
insanın olmadığı yere uçuyor
çığlıklar birbirine karışmış,
acı acının içinde
çoğalıyor
ve isyanım büyüyor

sevgiyi ne ara kaybettik?
insan olmaktan ne zaman vazgeçtik?
   (16/12/2016-Mahmut Yumru)

NOT :
Yukarıda ki fotoğraf sosyal medyada ki paylaşımlardan alıntılanmıştır.

14 Aralık 2016 Çarşamba

LANET OLSUN TERÖRE


LANET OLSUN TERÖRE



İçim acıyor, yüreğim parça parça.

Gencecik insanların hikayelerini dinledikçe üzüntüm katlanıyor.

Dayanamıyorum.

Neyi paylaşamıyoruz?

İnsan canına kıyacak kadar kendinden vazgeçmek niye?

Acı acılarla çoğalıyor.

Çığ gibi büyüyüp ülkenin her yerinden yükselen çığlıklara dönüşüyor.

Bir daha olmasın, tekrar tekrar bu acıları yaşamayalım.

Yukarıda ki resim geçmişten bir çalışmam.

Benzer bir olay sonrası yapmıştım.

İnşallah bir daha yaşamayız.

Ölenlere rahmet ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Lanet olsun teröre.



NOT :
Yukarıda ki resim "GÖNDERME" isimli (yağlıboya, pilot kalem, kolaj) bir çalışmamdır.


9 Aralık 2016 Cuma

ŞİMDİ ORADA OLMAK VARDI


HAVA GÜZEL


Yürüyüş yolum nerden başlarsa başlasın sonu sahilde biter.Bugün de öyle oldu.Hava güzel.
Güneş ışınları aralık ayına inat vücuduma bahar sıcaklığını yaymakla meşgul.
Görüş alanımı alabildiğince dolduran deniz ise yatağa serilmiş çarşaf misali.
Üzerine atlayıp buruşturmak istiyorum.



Şimdi güneş ışınlarının deniz üzerinde ışıl ışıl oynaştığı o yerde olmak vardı.
Kanatlarım yok,uçamıyorum.
Ama hayallerim var.
Sessiz müziğime ayaklarım tempo tutarken ellerim vücudumda gezinen güneş ışınlarıyla sarmaş dolaş.
Müzik,dans,yaşam.


NOT :
Fotoğraflar ve video bana aittir.

9 Kasım 2016 Çarşamba

YOSUN KOKULU DENİZ


DENİZ MAVİSİ


Hayat bazen yağmur yağmazdan önce gökyüzüne çöken karabulut gibi üzerime çöker.O zaman kötü hissederim kendimi.
Ya resime sığınırım ya da Bodrum'un çiçek kokulu sokaklarına kendimi atarım.
Yosun kokusunu aldığınız sokakların sonunda deniz vardır.
Bir an önce kavuşmak istersiniz.
Çünkü deniz mavisinin içerisinde kaybolmak güzeldir.
Her zaman bir köşede karanlığı yıkan bir aydınlık vardır.O anı yakaladığımda ruhum ışıl ışıldır.
Bak ileride insanın içini ısıtan ışığı görüyor musun?
O zaman sen de bendensin.


NOT :
Fotoğraflar bana aittir.

1 Kasım 2016 Salı

BODRUM'DA BİR YIL


NE ÇABUK GEÇTİ



Geçen sene (2015) emekli olur olmaz Bodrum'da yaşamak hayalimi gerçekleştirmek üzere ev arayışına başlamıştım.Uçaktı,kalacak oteldi derken gidip gelmeyle ev bulamayacağımı kısa zamanda anlamış (masraflı oluyordu),
kasım ayında odasını aylık kiraya veren bir otele yerleşerek Bodrum maceramı başlatmıştım.Kasım ayını ev aramakla geçirmiş ve aralık ayından itibaren de kiraladığım evde oturmaya başlamıştım.



Bodrum'a nasıl bir hayat yaşamak istediğimi bilerek geldim.Sade,sakin,doğal ve gün içerisinde ne yapmak istiyorsam onu yaşamak...
Yarım asırlık bir yaşam aşağı yukarı beni bana tanıtmış.
Giyime hiç kafa yormadım.
Yazın şort ve tişört,kışın aşörtmen bana yetti.
Zaten emekli olmadan iki yıl öncesi 
"az eşya basit yaşam"
sloganını ağzıma sakız yapmış ve uygulamaya başlamıştım.
İlk önce kıyafetlerimden başlayıp daha sonra da evdeki eşyalarla devam edip kitaplarla sonlandırmıştım.
Gerçi diğer eşyalar çoğalmasa da kitap her türlü çoğalmaya devam ediyor ama bunun çaresine  bakmak burada daha kolay olacaktır diye düşünüyorum.



Pazara gitmek,pazardan alışveriş yapmak ise ayrı bir zevk.Köylü kadına kelek ve hıyar turşusu,
kırma zeytin kurdurdum.Şimdi keyifle yiyorum.
Yerken de seneye kendi kurduğum turşu ve zeytini  yediğimi hayal ediyorum.
Hayal kurmak güzeldir.





Bodrum'u seviyorum.
Bodrum'u başkalarına sevdirmek,sevmesi için de bir şeyler yapmak gibi bir zorunluluğum yok.
Buraya kendim için geldim.
Kendim nasıl mutluysam öyle de yaşıyorum.
Gün içinde isterse hiç bir şey yapmayayım,
kendimi huzurlu,rahat ve mutlu hissediyorum.
Sahile inip denize karşı bir bira ya da bir kaç meze ile bir kadeh rakı içmek her şeye değiyor.
Tatil için gelmiş,geldiği şehrin tüm özelliklerini de beraberinde getirmiş insanlar Bodrum'u sevse ne olur sevmese ne olur.
Ne yani sevsin diye uğraşmak zorunda mıyım?
Bodrum'u seven seviyor ve nasıl yaşanması gerekiyorsa o bilinçte yaşıyor.
Bodrum'un her gelen insana ihtiyacı yok bunu bilin.

                 Sokak arası,düğün var.



Yürürken kafamı gökyüzüne kaldırdığımda iğrenç yüksek binalar yerine görmem gerekenleri görüyor olmanın mutluluğunu anlatamam.
Ara sokaklardan denizin size göz kırpmasının içinizde nasıl bir kasırga oluşturduğunu bilir misiniz?
Sahilde oturup kuşların şarkılarını 
dinlediniz mi?
Mavinin her tonuna bulanıp onlarla birlikte dans ettiniz mi?
Deneyin.
Yoksa sahilde oturup bir metre ötesine bir kedi veya köpek geldiğinde ortalığı inletenlerden misiniz?
O zaman siz hiç bir şey denemeyin sessizce orayı terkedin hatta Bodrum'dan defolup gidin.



Olumsuz bir şey okumadınız değil mi?
Herkes gittiği yerden beklentisi nedir bilirse ve önceden kendini buna hazırlarsa başkalarının problem diye gördüğü şey onun için problem değildir.Ben burada mutluyum.
Kısa süre de olsa büyük şehire gitmek ve yüksek binaların arasında erimek istemiyorum.
Ailem dahil kimse gelmediğim için gönül koymasın emi.


NOT :
Fotoğraflar bana aittir.

12 Ekim 2016 Çarşamba

YOL DA


"YOL DA"NIN BANA HİSSETTİRDİKLERİ


Konusu yolda geçen bir kitap.
Bölümlere ayrılmamış hatta parağrafa bile sahip olmayan bir kitap.Başlıyor kesintisiz devam ediyor ve bitiyor.
Sıkılmadan bir solukta okuyorsunuz.
İçerisinde yaşamın kendisini barındırıyor.

Kimi zaman yola çıktıkları külüstür arabanın içerisinde ben de olmak istedim.
Gezmekten yıpranmış çantada bir kaç eşya ile çok şey yaşamanın keyfine vardım.

Geleceği düşünmeksizin o anı yaşamak...

Lise ve üniversite yıllarımda bir kaç parça eşyamın olduğu küçük bir çantayı omuzuma atıp gönlümün götürdüğü yerlere gitmek isterdim.
Gittiğim yerlerde yaşayacağım zorlukları göze alabiliyordum.Sonra sonra sonra...
Oysa hayat öteleme değil yaşanmayı ister.
Daha sonra ki yıllarda da para kazanıp hayat çarkının içerisinde yoğrulurken düzenimi bozmaya cesaret edemedim.Maddi durumum rahat yaşamamı sağladığında ise küçük çantamı alıp istediğim yere gittim ama bunun düşünü kurduğum şeyle hiç alakası yoktu.
Zaman zaman bu duygu hala içimi kavurur.
Sanırım bu yüzden öldüğümde açık kalan gözümü birileri kapatmak zorunda kalacak.

Bir belgesel kanalında izlemiştim;
güzel bir işi,evi,çevresi olan bir insan 3 sene para biriktiriyordu ve sonrası kariyerini ve diğer şeyleri arkada bırakıp düşünü kurduğu hayatı yaşamak üzere yola çıkıyordu.
İzlerken içimden bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim.Yaşadığı olumsuzlukları anlatırken bile kelimelerinde ki coşkuyu hissetmemek mümkün değildi.
İstediği bir şeyi yapan insanın olumsuzluk diye tanımlanan şeyler mutluluğunun güzel parçalarını oluşturmaktadır.Çünkü başkaları tarafından olumsuzluk olarak görülen onun için olumsuzluk değil ki.

Hayalini kurduğu şey her neyse gerçekleştirenlere selam olsun.

           Kendime aldığım yeni cicilerim.

NOT :
Jack Kerouac "YOL DA" Ayrıntı Yayınları
(orjinal rulo)




5 Ekim 2016 Çarşamba

KOMŞUMUN KEDİLERİ


SOKAK KEDİSİ


    Yavruların hazırlanan ilk yuvası burası


Düşünceli komşum gitmeden mamalarını bile hazır etmiş.



Komşum gitmeden bir hafta önce hamile sokak kedisi merdivenin hemen yanına yavrulamış.

Onlar için güzel bir yuva hazırlamış.

Sitede kalanlardan yem vermelerini rica etmiş.

Benden de rica etti.

Ben zaten "Minnoş"um dışında diğer sokak kedilerine de mama alıyorum onlardan veririm dedim.

Sokak kedisi derken sitenin içinde dolaşan herkesin şöyle ya da böyle mama verdiği kedilerden biri.

Doğumdan bu yana üç hafta geçti.

3 gün önce anne kediye mama verdikten sonra yavrulara bakayım dedim.Yavrulardan birinin gözü kapanmak üzereydi.Üzüldüm.

Eve gidip göz damlasını aldım ve damlattım (damlanın fiyatı 3,5 lira,bir tane bulundursanız ne olur ki).

Ertesi gün gittiğimde gözü kapanmıştı.

Yavrulara daha dikkatli bakmadığım için kendime çok kızdım ama yine de yavrunun gözüne damla damlattım.

Bugün gittiğimde ise yavrunun gözü açılmıştı.

Mutluluğumu anlatamam.Yine damlattım.

Fotoğrafların içerisinde gözünün biri hafif kısık olan şekercik o işte.


         Yuvayı birileri balkona çıkarmış.


Yavrunun sol gözü açılmış,
mutluluğumu anlatamam.Bir damla daha damlattım.



Sadece mama vermeyle iş bitmiyor.

Sokak kedisi de olsa gereken yapılmalı.

Ama iki etrafta o kadar çok kedi var ki hepsine yetişmenin olanaksız olduğunun da bilincindeyim.


Anneleri bir köşede yavrular balkonu keşfediyor.


         Annenin keyfine diyecek yok.


             Bu da benim "Minnoş" um


Evimin iki etrafında diğer kedilere mama veremiyorum.Balkonumun gülü sokak kedim "Minnoş"um rahatsız oluyor.

Önceliğim "Minnoş"umdur.

O nedenle diğer kedilere sitenin dışında belirli bir noktada (genelde) hava kararmadan mama veriyorum.O saatlerde kediler orada beni bekliyorlar.Zaman zaman su kaplarını atan birileri olsa da hazır beklettiğim bir başka kabı su doldurarak aynı yere koyuyorum.

İnanın hiç birinin zararı yok.

Sizden sadece mama istemiyorlar.

Sevgi de istiyorlar.

Onlar size nasıl zarar vermiyorsa lütfen siz de onlara zarar vermeyin.


NOT :
Fotoğraflar bana aittir.

25 Eylül 2016 Pazar

BODRUM ZEKİ MÜREN'İ UNUTMADI

HER YIL OLDUĞU GİBİ BU YILDA ANMA KONSERİ YAPILDI


24 Eylül günü Bodrum Kalesinde sanatçı Bekir Ünlüataer ve Ayşe Taş'ın katılımıyla Zeki Müren anma konseri vardı.Konserin sunucusu Osman Tan Erkır'dı.



Neydi o kalabalık öyle.Boş yeri bırakın boş alan kalmadı.Şimdiye kadar Bodrum Kalesine ücretli-ücretsiz bir çok konsere geldim ama böyle bir kalabalığa ilk defa şahit oldum.



2. bölümde konser alanının üstünü kara dumanlar kaplayınca yangın olduğu düşünülüp dolu merdivenler boşalmaya başladı ama anında ayakta olanlar tarafından dolduruldu.
Saat 20:00 de başlayacak konsere evden saat 19:00 da çıkıp her yerin dolu olduğunu görüp merdivene oturanlardanım.
Belirli yaşa sahip insanların birbirine söylediği lafları duymalıydınız.Utandım.
Hatta konserden çıkmayı bile düşündüm.
Seslendirilen şarkıyı duyamıyordum.
Hele şu yer tutanlar yok mu?Konser başlamış hala buranın yeri var diyor ya.Pess.



Neyse etrafımda ki olumsuzluklara kulağımı tıkayıp konsere odaklandım.
Ayşe Taş,Bekir Ünlüataer sesinize sağlık.
Yine bekleriz.



EYLÜL AYINDA BUNLAR DA GERÇEKLEŞTİ



7.Karsanat Barok Müzik Festivali 9-10 Eylül Bodrum Antik Tiyatro'da gerçekleştirildi.
Ben 9 Eylülde ki açılışa katıldım.Sahnede dolaşıp flaşlı fotoğraf çeken kişiye sinir oldum.Sanırım bu fotoğrafçıyla anlaşmışlar,çekim konser sonrasında da devam etti.Ya seyirciyi bırakın sanatçıları da mı düşünmediniz.




10 Eylülde Bodrum Kalesinde gerçekleştirilen "Bodrum Oda Orkestrası ve İdil Biret" konserini tercih ettim.
Bodrum bu yönleriyle de tanıtılmalı.
Deniz ve güneşten ibaret olmadığı gösterilmeli.
Yaz-kış kültür ve sanatın beşiği olmalı (yapılmalı) diyorum.



"Hadi Öldürsene Canikom" bir solukta biten bir oyun.Oyun sonunda konuşma yapan Dilek Türker baştan sona haklıydı.Işık düzeninden şikayetle başladı.Oyun sergileyen sanatçılar eksiklerle oynamayı nasıl hak etmiyorsa tiyatro izleyicisi de hak etmiyor dedi.
Ne yazık ki sanatçıların tukaka edildiği bir dönemden geçiyoruz.İleride ibretle anılacak bir dönem.



"Fosforlu Cevriye" konser edasıyla izlediğim bir oyun oldu.Diğer seyircilerin her şarkıdan sonra alkışlamaları ve sesli tezahürat etmeleri ben de bu etkiyi yarattı.
Her iki oyunun da yolu açık olsun,alkışı bol olsun.



Sanatçı İdil Biret'in yaşamından kesitleri kendi anlatımıyla okuyorsunuz.Müzikle dolu dolu geçen yıllar.



Beysun İlalan'ın ilk kitabı.Hayatının bir kısmını ele aldığı günlüklerinden oluşan bir kitap.Yaşadıklarını,yaşananlar karşısında hissettiklerini bazen hikayelerin içerisine girerek anlatmış bazen kendi anlatımıyla sunmuş.

NOT1 :
Fotoğraflar ve video kayıtlar bana aittir.

NOT2 :
1) "İDİL BİRET/Dünya Sahnelerinde Bir Türk Piyanisti" Dominique Xardel Can Yayınları
2) "Çadır Bezinden Bir Gökyüzü" Beysun İlalan Pera Kitap


12 Eylül 2016 Pazartesi

CANIIMMM İYİ BAYRAMLAR


Herkese iyi bayramlar.
Günleriniz nasıl geçsin istiyorsanız öyle geçirin.



Emekli olduktan sonra şu gün bu gün diye bir ayrımım kalmadı.Sabah kalkıyorum ve ne yapmak istiyorsam onu yapıyorum.Bu isteğimi yapmak için günün bir isminin olması gerekmiyor.
Benim için her gün hafta içi her gün hafta sonu.
Çalışıyorken günlerin bir önemi vardı.
Bayram gibi tüm haftayı içine alan tatilleri iple çekerdim.Bir yerlere kaçmak için muhakkak bir planım olurdu.
Plansız bir gün,bir hafta geçirmek güzel.



Bugün kalabalık demedim ve sahile doğru bayram kutlaması yapmak üzere yürüdüm.

    Kalabalığa kocaman bir gemiyle gelen insanları da katın.

Kumbahçe sahilinde Bodrum kalesine karşı her zaman oturduğum yere gittim (Dinç Otel).Burada mavinin değişik tonlarının birbirine karıştığı denize dalar giderim.
Dalga,teknelerle dalgasını geçiyordur ve ben müzik yerine dalga seslerini dinlerim.
Kalabalık kimin umurunda.

             Bunlar da bayram cicilerim.


NOT :
Fotoğraflar bana aittir.