30 Mayıs 2014 Cuma

"GÖL KIYISI" OYUNUNA DAİR...


GÖL KIYISI


Oyunu izlemek üzere salona girdiğinizde çok güzel bir dekor sizi karşılıyor.Boyası dökülmüş,bakımsız bir göl evinin bahçesinde koltuklarınıza oturuyorsunuz.
Ağaç altında ve kuş sesleri içerisinde yaşanmışlığıyla
"bu bahçe ne hikaye anlatacak"
diye bekliyorsunuz.


Geçmişte yaşanmış bir olaydan dolayı (ki ne olduğunu 2. Perde de öğreniyorsunuz) anne ve baba,17 yıl birbirleriyle görüşmemek üzere ayrılmışlar.Bu ayrılıktan küçük çocuklar da nasibini almış.Babalarını tanımaksızın büyümüşler.


Bahçede baba ve genç sevgilisi belirir.
17 yıl gelmediği (gelemediği) bir yerde bulunmanın duygu coşmalarını yaşıadığını anlıyoruz.Evi ve çocukları almaya gelmiş.
Aile içi hesaplaşmayı izliyoruz.Hem bizim hem de çocukların ve sevgilinin yeni yeni şeyler öğrendiği bu hesaplaşma daha ziyade anne ve baba arasında geçiyor.
Hesaplaşma sonunda yaşananlar...


Esasında kadının 17 sene ki sessizliğin bir nedeni varmış.
Beklemiş...
Kafasında kurduğunu gerçekleştirmek için.
Bunu düşününce insanın içi ürperiyor adeta.


Pek fazla bir şey yazmak istemiyorum.Oyunda neler olduğu merakınızı izleyerek giderebilirsiniz.Oğulu oynayan Ushan Çakır'a dikkat edin derim.


Aklınızın bir köşesine şimdiden yazın ve sezon başlar başlamaz soluğu Talimhane'de alın diyorum.


TALİMHANE TİYATROSU


GÖL KIYISI

SÜRE:
2 Perde/90 dakika(daha uzun sürüyor)

YAZAN:
Theresa Rebeck

ÇEVİREN VE YÖNETEN:
Mehmet Ergen 

OYUNCULAR:
Meltem Cumbul
Ushan Çakır
Evren Kardeş
Pelin Ermiş
ve
Levent Öktem

DEKOR VE KOSTÜM:
Jemima Robinson

IŞIK TASARIM:
Yakup Çartık

SES VE MÜZİK:
Neil McKeown

DEKOR UYGULAMA:
Dec Set

GRAFİK TASARIM:
Dilde Mahalli

REJİ ASİSTANLARI:
Nil Gül,
M.Ezgi Bektaş

YAPIM ASİSTANI:
Zari Azimi

TEKNİK:
Mustafa Dinç,
Tayfun Bakan



ADRES : 

Talimhane Tiyatrosu / Şişli Black Out Sahnesi
BlackOUT AVM C Blok
Şişli /İSTANBUL

Telefon:

E-Mail adresi:

İnternet Adresi:

NOT1 :
Fotoğraflar talimhane tiyatrosunun yukarıdaki internet adresinden alıntılanmıştır.
2. ve 6. Fotoğraflar bana aittir.

NOT2 :
Eski rahatsız edici koltuk düzeninden vazgeçilmiş.Şimdi sanırım her oyuna göre bir oturma düzeni olacak.Böylesi daha iyi.

NOT3 :
Tiyatro merkezi bir yerde rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Otobüs ile ; 
Abide-i Hürriyet Cad. üzerinden geçenler: 
46KT – 46H – 46E 
Bir üst paralel caddeden geçenler: 
30A – 69A – DT2 – 46Ç 

Metro ile ; 
Metrobüs ile ; 
Mecidiyeköy durağında inip alt geçitten şişli metro çıkışı

28 Mayıs 2014 Çarşamba

ŞÖYLE BİR YÜRÜDÜM


TANIDIK YERLER...
AMA OYUNCULARI HAR ZAMAN FARKLI


Ayaklarım tanıdık yerlerde yürüyor,bana aldırış etmeksizin.
Buralardan kaç kere geçmişimdir,hatırlamıyorum.
Her seferinde bir farklılık dikkatimi çeker.



Kimisinde duvardaki resimler sokağın kişiliğini değiştirmiştir.Farklı bir sokakta yürüdüğümü hissetmişimdir.

Kimisinde o an oraya yolu düşmüş bir canlının yarattığı farkındalık,bir hoşluk sokağın kendisine sinmiştir.


Kimisinde de artık günümüzde yapılmayan ama geçmişte her zaman yapılmış ve hatta dokunulmadığı takdirde günümüzde de karşımıza çıkan çeşmeler,sokağa farklı bir kişilik kazandırmıştır.


Bu yürüyüşün sonunda şimdi de Otto Cihangir zamanı diyorum.Hoş bir mekan.Yemekler güzel,servis güzel...
Bahçede otturup keyif yapma zamanı.
Dolu olup kapıdan geri dönmemek için önceden arasanız iyi olur derim.Ya da bahçede değil de içeride oturacağım diyorsanız???


Daha fazla bilgi almak istiyorsanız aşağıdaki internet adresini inceleyebilirsiniz.



NOT: Fotoğraflar bana aittir.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

İÇİMİN ACIDIĞI AN (ÖYKÜ 23)


BAZI YARALAR SARILMIYOR


Elimi uzatıyorum boşluğa doğru.
Biri tutsun istiyorum.
Parmaklarımı bırakmamak üzere kavrasın istiyorum.
Havada öylece asılı kalıyor.

Sanki...
Sanki parmaklarıma bir elin parmaklarının dokunduğunu hissediyorum.
Gerçekle düş arasında bir yerdeyim.
Ama hissediyorum.
Ürperiyorum...
Tüylerim diken diken.
İki elimi vücuduma doluyorum,
kendimi sakinleştirmek ister gibi.
Hayır,hayır...
Bir de cimdik atıyorum.

Ben buradayım.
Ya sen?

"Bir insanı affetmek bu kadar zor mu?"
diye soruyorum kendime.
"Bazı hallerde ömür bile yetmiyor."
diye hemen arkasından yanıtlıyorum.
Demek ki ömürün yetmeyeceği haller bile var.
Birine  yetmeyen ömür devam eden için nasıldır?

Ömür,yaşanılan her şeyin toplamı.
Başkaları için geldi-gitti ama yaşayan için bu kadar basit mi?

Bir daha elimi uzatmıyorum.

NOT:
Öyküme konu olan resim elleri konu alan yağlıboya bir çalışmamdır.
Ah o eller,o eller...

24 Mayıs 2014 Cumartesi

''BAKARSIN BULUTLAR GİDER'' OYUNUNA DAİR...


BAKARSIN BULUTLAR GİDER


Farklı bir konu işlenmiş.Bu farklılığı yaratan ise muhafazakâr bir ortamda yaşanıyor olması.
Yoksa yaşanan,ortam-insan nasıl sınıflandırılırsa sınıflandırılsın insanın olduğu bir yerde insana ait insanca şeylerden biri.
Hani hep şekle göre karar veririz ya,burada da çoğu insan
"Böyle şey olmaz"
diye düşünebilir.
Gerçi günümüzde yaşadığımız bir çok şey,çoğu kapalı olan gözlerin açılmasına neden olmuştur diye düşünüyorum.

Her zaman;
"bir oyun beni sarıp sarmalamalı,içerisine almalı"
derim.Oyunun başlarında,oyun beni içerisine çekemedi (bundan sonraki parağrafta nedenini anlattım) ama ortalardan itibaren öyle sarıp sarmaladı ki buna oyunculukda eklenince keyfime diyecek yoktu.


Muhafazakâr bir insanın evinin salonuna konuğuz.Kocasını kaybetmiş.Duvarda çerçeve içerisinde kocasının resmi ve hemen yanında dua asılı.Akşam vakti.
TV izliyor,tesbihini çekiyor. 
Kapı zili çalıyor.Bu saatlerde buna alışkın olmadığından şaşırıyor.Kapıda ki kişi,ölmüş kocasının kendisine bıraktığı emaneti vermek istediğini söylüyor.İlk önce tanımadığı kişiyle görüşmek istemiyor ama daha sonra içeriye davet ediyor.Valla ne diyeyim ben cesaret edip içeriye alamazdım.
Hatta kapı ağzında konuşurken kapının emniyet kilitini bile açmazdım.
Mutaassıp bir kadının akşam vakti hiç tanımadığı insanı eve almasını yadırgadım (oturduğu semti,apartmanı,çevreyi düşününce).Hele hele içeriye buyur ettikten sonra adamın bazı suçlayıcı konuşmaları...Olmayacak bir şey gibi geldiğinden buralarda kendimi oyunun dışında hissettim.

Oyun ortalarından itibaren içine almaya başladı.Bu andan itibaren konuşmalar,iki yabancı insanın değil de iki tanıdık insanın birbirleriyle dertleşmesi gibiydi.Bu konuşmalar,kocası ölen kadınla birlikte izleyiciye de farklı pencereler açtı.Esasında ölen kocanın kendine ait bir hayatı varmış.Kadının geçmişi sorgulaması o andan itibaren daha farklıydı.Bu arada söylediği
"Zamanla insanın kendine alışması"
sözü çok hoşuma gitti.


Üçünün durumuna üzüldüm.
Mutluluk nerde?
Çevrenin görmek istediğini vermek mi mutluluk?
İnsanın yaşamak istediklerini yaşamasına engel olan çevre,çoğu zaman ölümüne de neden olmuyor mu?
Ölüm,o insanın ve çevresinde bıraktığı yıkıntılar altında kalanların yaşamından çalmıyor mu?


Oyuncuları ve emeği geçen herkesi kutluyorum.İzlediğim gecede olduğu gibi alkışının her zaman bol olacağını düşünüyorum.


Haziran ayında da oynanıyor.Bir yere not edin ve gidin izleyin diyorum;yargılamadan,sınıflandırmadan.Kendi yaşadığımız hayatlar dışında da hayatlar olduğunu ve onlarında nefes almaya hakkı olduğunu bilelim.


"Eski hikayeler eskide kalmalı."
"Salkım salkım bulutlar gidiyor,insanlar gidiyor...Başkaları geliyor,gidiyor...Öyle işte..."

BO PRODÜKSİYON

BAKARSIN BULUTLAR GİDER

SÜRE:
Tek Perde/70 dakika

YAZAN-YÖNETEN:
Özen Yula

OYNAYANLAR:
Selen Öztürk,
Kenan Ece

REJİ ASİSTANI:
Serap Koçer

IŞIK TASARIM:
Akın Yılmaz

DEKOR-KOSTÜM TASARIM:
Bahar Uyandıran

KONDÜVİT:
Sedat Uğurcan 


BO SAHNE


Adres
Ağa Hamamı Sokak
18/1 - 34433
Cihangir / İSTANBUL


Telefon
0212 251 37 42
0212 251 37 07


Fax
0212 251 20 14

E-mail
bosahne@bosahne.com
İnternet adresi

NOT:
En üstteki 3 fotoğraf,Bo Sahnenin yukarıdaki internet adresinden alıntılanmıştır.
Alttaki fotoğraflar ise bana aittir.
Bu adresden oyun günlerini öğrenebilirsiniz.

22 Mayıs 2014 Perşembe

TİYATROYA DAİR


ÖZELEŞTİRİ


Tiyatro oyunu seçimimi,işim açısından günümün uygunluğuna göre yapmak zorunda kalıyorum.
Dolayısiyle bazen izlemeyi çok arzuladığım oyunlara gidemiyorum.Buna ne kadar üzülsem de o günün müsaitliğine göre proğramladığım oyunlarla kendimi avutuyorum.Bazen tiyatrodan o kadar mutlu bir şekilde ayrılıyorum ki
"iyi ki gelmişim"
diyorum.O lezzet yapışıyor.
Bazen de o kadar hayal kırıklığına uğruyorum ki
"bunun için mi geldim"
diyorum.Büyük bir hevesle gittiğim oyundan
"dalga mı geçiyorlar?"
diyerek çıkıyorum.
Geriliyorum,sinirleniyorum,kızıyorum.Ama bu duyguları tatmak için gitmiyorum ki tiyatroya.Bazen sizin zekanızla dalga geçen bir oyunla karşılaşıyorsunuz;oyunun adı,konusu böyle demiyor (ki siz buna aldanıp oyunu seçmişsiniz belki).
"bu ne ya?"
diyorsunuz.

Günüme uyan tiyatro oyunlarını seçerken daha dikkatli olmalıyım aksi takdirde çok sevdiğim tiyatrodan gıcık almaya başlayacağım.
Evet,amacım tiyatro izlemek ama iyi  bir oyun izlemek.Bunu hak ettiğimi düşünüyorum.

Tiyatro oyunları ile ilgili bir konuyu paylaşmayı ve bunun daha çok insana ulaşması için elimden geleni severek yapıyorum.
Bu blogda hiç hoşlanmadığım tiyatro oyununu yazmadım,yazmayı da düşünmüyorum.Zaten sevdiğim bir oyun ise yazdıklarımdan bunu anlarsınız.Bana hissettirdiklerini yazarak elimden geldiğince size aktarmaya çalışıyorum.

Müsait günümü,o güne uygun tiyatro oyunuyla geçirmektense seçilen bir oyunu izlemenin daha iyi olcağını düşünüyorum.O gün,gitmek istediğim oyun değilse sırf oyun izlemek için tiyatroya gitmemeliyim.Aksi halde istek dışında izlenen oyunlar sevdiğim tiyatrodan uzaklaşmama neden olacak.
Öylesine tiyatro oyunu izlemek istemiyorum.Sanırım gelecek sezon bunu uygulamaya çalışacağım.Ondan sonraki sezon zaten olmayacak;Bodrum'lu olup olmayacağımı denemek üzere Bodrum'da yaşıyor olacağım.Bodrum'u özledim,gözümde tütüyor.

Tiyatroculara buradan bir şikayetimi bildirmek istiyorum;
Lütfen ama lütfen oyununuzun her türlü reklam afişinde,her şeyi yazdığınız gibi oyunun süresini de yazın.Benim gibi bir çok insan için bu "süre" önemli olabilir.
Oyundan sonra bir konsere veya bir başka proğrama ter içinde gitmek istemiyorum.Zar zor yetiştiğim proğrama üzerimdeki terli kıyafeti çıkarıp çantamdan çıkarttığım kıyafeti müessesenin lavabosunda değiştirmek istemiyorum.Bana tercih yaptırmayın.Hoş değil mi tiyatroya zaman ayırmam?Başka bir şey için tiyatroyu feda etmiyorum.Hem o hem de bu olsun istiyorum.
Neden olmasın?
Lütfen,lütfen oyun süresini afişlerinizde belirtin.

NOT:
Yukarıdaki resim Bodrum'da bir taş evini yansıtan çalışmam.
Ama bu çalışma hoşuma gitmedi,parçalara ayırdım ve başka başka çalışmalarımda kullandım.
Hatıra kalsın diye fotoğrafını çekmişim...
İyi etmişim.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

GÖVDE GÖSTERİSİ


GÖVDE GÖSTERİSİ

TUĞÇE TUNA/
REMDANS PERFORMANS KOLEKTİFİ

İçinde değiştiğim,dönüştüğüm,
dallarım ile köküm arasında geçmişimi yansıtan,geleceğimle yüzleşen,yalanlarımı taşıyan gövdem.




Gövdesine uyuduğum,gölgesinin takip ettiği,ayakta ve hayatta kalmamı sağlayan,kabuk bağlayan,zamanla kalınlaşan,güneş yanığını içinde söndüren gövdem.





Her şeyin geçerli olabileceği yerim.Bakıp dokunduğum,duyup ittiğim,küvete sıkıştırdığım,nefesini tuttuğum,isteklerinden korktuğum,koşulsuz sevdiğim,benden geriye kalan bölümüm.






Öyle bir yer ki;çoğu zaman özendiğim.
Cesaret bulursam utanarak inkâr ettiğim halimin oyun oynadığı,düşüncelerin koridorlarda koşturduğu,duvarlarında seslerin asılı kaldığı alan.

SÜRE :
60 dakika

KONSEPT VE KOREOGRAFİ :
Tuğçe TUNA


ADRES :
Saint Pulcherie Fransız Lisesi
Çukurluçeşme Sokak No:7
Parmakkapı
Beyoğlu/İSTANBUL

Telefon :
(0 212) 244 25 36

NOT :
"Gövde Gösterisi" performansıyla ilgili yazılar 19. İstanbul Tiyatro Festivali kitapçığından alıntılanmıştır.
Fotoğraflar bana aittir.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

GÖRMEK İSTEMEZ MİSİNİZ?


ANDY WARHOL VE STEPHEN CHAMBERS

HERKES İÇİN POP SANAT


Pera Müzesi,7 Mayıs - 20 Temmuz 2014 tarihleri arasında Amerikan pop kültürünün ikonik isimlerinden Andy Warhol'u ağırlıyor. 








Sergide, Andy Warhol’un (1928-1987) Campbell’s Soup,Kovboylar ve Kızılderililer,Tehlikedeki Türler,Çiçekler,20. Yüzyıldan On Yahudi Portresi dizilerinin yanı sıra,Mick Jagger ve Lenin gibi ünlü isimlerin portreleri yer alıyor.Sergi,Slovak asıllı sanatçının Slovakya Modra’daki Zoya Müzesi koleksiyonundan derlendi.Amerikan hayat tarzını sorgulayan,sanatında kitle kültürü malzemelerini kullanan,çoğaltılabilirlik ve yeniden üretilebilirlikle içerik ve formu önemsizleştiren Andy Warhol sergisi,Türkiye’de ilk kez sergilenecek serigrafi dizilerini ve desenlerini izleyiciyle buluşturuyor. 








Fikirlerin,insanlar ve olayların metalaştırıldığı ya da metalaştırılma potansiyeli taşıdığı maddi bir dünyada Warhol,çoğaltılabilirlik ve yeniden üretilebilirlik teknikleri ile her şeyi nesne statüsüne indirgeyerek,içerik ve formu önemsizleştirdi.Popüler,fani,harcanabilen düşük maliyetli,seri imal edilen,genç,hazırcevap,hileli ve büyüleyici bir sanat üretti.Warhol popüler kültürün Amerika’da yaratılmış en iyi şey olduğuna inanıyordu;herkese on beş dakikalığına dünyaca ünlü olma şansını veren genç,eşitlikçi,anti-otoriter,demokratik bir kültür.Bütün kalbiyle,Amerikan popüler kültürünün mitleşmesi için uğraştı.



BÜYÜK ÜLKE VE DİĞER HİKAYELER


Pera Müzesi,7 Mayıs - 20 Temmuz 2014 tarihleri arasında İngiliz çağdaş sanatçı ve Londra Kraliyet Sanat Akademisi üyesi Stephen Chambers'ı ağırlıyor. 








Kraliyet Sanat Akademisi,Londra işbirliğiyle gerçekleşen,çağdaş sanatın önemli isimlerinden Stephen Chambers’ın (d. 1960) düşsel dünyasına yolculuk niteliğindeki sergisinde sanatçının son 20 yıla uzanan resim ve grafik işleri sergileniyor.Sanatında erken dönem Rönesans resminin etkileri izlenen sanatçının diğer baskı serileri ve yağlıboyalarında incelikle işlenmiş doku,figürler arası bağlantılar,yüzeyle sınırlı bir perspektif anlayışı ve süsleme unsurları dikkati çekiyor.Etkileyici yapıtı; William Wyler’ın 1958 yapımı aynı isimli western filminden ilham aldığı “Büyük Ülke” (The Big Country), 78 ayrı resimden oluşuyor. 





Büyük Ülke serisi engin Amerikan Ortabatısına göndermeler ve sınırsızmış gibi görünen ülkede yeni ve daha iyi bir yaşam hayali kuran göçmenlerin deneyimleri aracılığıyla aslında zaman ve mekândan bağımsız ve güncelliğini koruyan bir temaya da atıfta bulunuyor.Chambers’ın tarzı,geniş ölçek,konu ve mecra silsilesine rağmen her zaman tanınabilir biçimde kendisine ait olmuştur. 







NOT:
Fotoğraflar bana aittir.
Yazılar ise Pera Müzesinin aşağıda vermiş olduğum internet sitesinden alıntılanmıştır;