27 Kasım 2014 Perşembe

BÜLBÜL YUVASI 7 (ÖYKÜ)


ZAMANI GERİYE ALABİLSEK


Artık "Bülbül Yuvası" nın bulunduğu sarı binanın yüksek fiyattan satışı istenmiyor.Ustadan
"Ben alacağım."
diye de haber gelmiyor.
Artık hem sarı binanın ikinci katında hem de "Bülbül Yuvası" nda oturuyor.
Kimseye eyvallahı yok.
Kimseden laf işitmiyor.
Gerçi söylediği laflarla bizi boğan büyük halamın eşi,sarı binada oturmaya başlayan kardeşi ve onun eşi ortanca halama da bize olduğu gibi olmasa da son günlerinde sözleriyle rahatsızlık vermeye başlamıştı ama ailemin yaşadığı cinsten değildi.Neyse?
Hatırlıyorumda "Bülbül Yuvası" ndan ikinci kata indiğimizde küçük halam;
"Bunu da nerden çıkardınız.
Oturaydınız oturduğunuz yerde.
Ölüm hak miras helal."
demişti.Tabii babamın yüzüne kimse bir şey demiyordu.Söylenenler iyi gelin ve çocukları yanında söyleniyordu.

Bazen düşünüyorum da çevremizde baba ya da aile olmayı hak etmeyen ne kadar çok  insan var.Eşine ve çocuklarına insan gibi davranmayan başkasına nasıl davranabilir ki?Ölüm bilemediğimiz bir zamanda biraz ilerimizde ama yaşadıklarımız ve yaşattıklarımız az bir gerimizde.Yaşanılan güzel ve kötü anıların canlılığı kişilerin ölmesi veya yaşaması ile alakalı değil,
yaşatılanlarla alakalı.
Anıların güzelliği,o güzelliği yaşayan/yaşadığın insanlarda saklıdır.Kötülüğü de...

"Ölünün arkasından konuşulmaz,günah."
denir,katılmıyorum.Nasıl iyiyi konuşabiliyorsak kötüyü de konuşabilmeliyiz.Yaşarken insanların yaptıkları günah değil de arkasından konuşulursa mı günah?
Ben konuşuyorum...
Tüm günahlar benim olsun.
Olanlara seyirci olanlar da
"ölünün arkasından konuşulmaz"
desin dursun.Affetmiyorum.

Ortanca halam olanağı olsa sarı binada oturmazdı diye düşünüyorum.
Hatta kocasının ailesinden kalan senelerce oturduğu miraslı evin satılmasından sonra 2-3 sene istediği yerde kirada oturdu.
Her sene kirayla uğraşmak yerine sarı binaya taşınmak zorunda kaldı.
Taşınmadan önce evde tadilata girişildi.
Duvarlar yıkıldı,kullanılan bazı bölümlerin yerleri değişti.Bunlar yapılırken kendi harcamaları yanında sarı binanın diğer katlarından alınan kiralar da harcandı.
Kimse bir laf söylemedi.
Bu olanları gördüğümde içimin acımasına neden olan ise biz orada otururken babam,sarı binayla ilgili yapılacak bir şey olduğunda alınan kiralara dokunmayıp kuruşu kuruşuna herkesin payına düşeni verdiği halde büyük halamın habersiz gelip kiracılardan kaç liraya oturduğunu öğrenmeye çalışması olmuştur.Acaba babamın kiralardan para tırtıkladığını mı düşünüyorlardı?

Dün ile bugün birbirini nasıl da inkar ediyor.Acımasız olan dün sana ne oldu?Acımasızlığın kişilere göre mi değişiyor?Sarı binayla ilgili harcamaları,
"Diğer evlerin kiralarından düşsene"
dediğimizde babam konuşmamızı dinlemeksizin
"Burada oturan biziz.Tabii ki bir problem çıktığında bu masrafı karşılayacak olan biz olacağız.O paraya asla dokunmam."
derdi.Dediğini de yapardı.

Şimdi oturup düşününce çoğu yapılanların  mal sahibi olmayan eniştelere mal edilmesini saçma buluyorum.Küçük halamın eşini bunların dışında tutmak istiyorum.
Entellektüel,hayata farklı bakan bir insan.Halama ait hiç bir malla ilgilenmedi.Hâlâ da öyle olduğunu düşünüyorum.Bazı olaylarda 
küçük halamın bir lafı her şeyi halledecekken o sadece seyretmeyi tercih etmiştir.Ya da söyleyeceklerini bizden yana kullanmamıştır.
Bize yaptığı en güzel iyilik ise hissemizi satın alması olmuştur.

Sarı binadan çıkmak özgürlüğümüze kavuşmak olmuştur.Kendi kanatlarında uçmak.Bir dağın tepesine çıkıp havayı içine özgürce çekmek...

Hatırlıyorumda bir sabah büyük halamla kocası sarı binaya gelmişlerdi.Kapıyı ben açmıştım.
Gündüz,babam evde olduğuna göre günlerden pazar olmalı.İkinci katın salon kadar büyüklüğünde ki kullanışlı olmayan giriş kısmına yemek masasını koyup,
yemek yenilen yer olarak kullandığımız yerde buyur etmiştik.Artık belirgin bir şekilde iki aile arasında bir soğukluk vardı.Halamın kocası her zaman ki şeyleri söylemeye koyuldu.Babam da her zaman olduğu gibi alttan almaya başladı.Aynı şekilde karşılık verildiğinde kavga çıkmaması olası değildi.
En sonunda sessiz duran annem babama dönerek,
"Ne alttan alıyorsun ya,
konuşsana.Annenin evinde oturuyorsun,onun annesinin evinde oturmuyorsun ya."
deyip karşı tarafa dönüp söyleyeceklerini söyledi ve 
"Çıkmıyorum.Elinizden geleni ardınıza koymayın."
diyerek konuşmayı sonlandırdı.
Bu konuşmanın ardından büyük halam ve kocası gitmek zorunda kaldılar.
Konuşacak bir şey kalmamıştı.
Bu bir kırılma noktasıydı.
Sessiz,her şeye iyi yanından bakan annemi ilk defa böyle görmüştüm.
Atalarımızın söylediği hiç bir sözün yabana atılmayacağını bu olay nasıl da gösteriyor.Yılların sessiz Atiye Hanımı böyle mi olacaktı?
O günden sonra annem,büyük halam ve kocasıyla bir daha bir araya gelmemeye çalıştı ve konuşmadı.Kırılmıştı.Kocasına yaşatılanı ise asla affetmedi.

Hayat bana iki şeyin geri alınamayacağını öğretti;
Biri zamanı diğeri söylenen sözleri.
Ağzımızdan çıkacak lafı önce düşünüp sonra söylememiz gerekir.
Kulak duymaya bir görsün...

NOT :
Öyküme konu olan resim "DOKUNMAK" serisinden yağlıboya çalışmamdır.

4 yorum:

ern erdgn dedi ki...

Bulbul yuvasinin devami gelecek mi

Mahmutun güncesi dedi ki...

Gelecek.:))

kahve telvesi dedi ki...

Ve kırılan kalpler... Onlar da asla tamir olmuyor...

Mahmutun güncesi dedi ki...

Aynen.:((